27 MAYIS DARBESİNİN SEBEPLERİ

27 MAYIS DARBESÄ°NÄ°N SEBEPLERÄ°

 

1.GİRİŞ

Militarizm, Türkiye’de milli güvenlik devleti formunda siyasal iktidar ilişkileri, toplumsal güçleri bastırıp yönetebilmek adına ordu aktörlüğünde yıllardır uygulana gelmiştir. Özellikle cumhuriyet sonrası oluşan dönemde militarizmin farklı boyutları şekillenmeye başlanmıştır. İşte 27 Mayıs 1960 darbesiyle başlayan yeni dönemde sosyo-politik iktidar ilişkileri, ekonomi ve diğer yönetsel araçlar militarizmle şekillenmiş ve bu şekillenme kurumsal, yasal ve ideolojik vb düzenlemelerle biçimlendirilmiştir. Oluşan bu köklü yapının bir sonucu olarak 1980 darbesini görmekte mümkündür. Hal böyleyken 27 Mayıs 1960 darbesinin sebepleri militarizm temelinde çeşitlilik göstermemektedir. Bende yazımda bu sebepleri militarizm temelinde inceleyeceğim. Militarizm temelinde bu darbeyi ithal ikameci sanayileşmeye dayalı ulusal kalkınmacı sistemi milli güvenlik devleti çerçevesinde yönetme arzusu şeklinde görmekte mümkündür. Tabii ki bundan dolayı da 27 Mayıs darbesi öncesi Demokrat Partinin ekonomi politikalarını incelemek elzemdir. Bununla birlikte Demokrat Parti dönemi hegemonya projesini ve iktidar ilişkilerinin dağıtımını da incelemek darbenin sebeplerini derinden görmek gereğini doğurur. 27 Mayıs darbesinin bir ayağı da darbeciler nezdinde oluşan sosyolojik algıdır. Devlet-merkezci ideolojiyle adlandırılan bu algı, “güçlü devlet- zayıf toplum” yapısıyla tarihsel bir süreklilik taşır. Bu yapıya göre burjuvazinin bile devlet karşısında zayıflığı öngörülmüş, bununla birlikte devlete bağımlılıkları da şart koyulmuştur. İşte darbe de ordu-devlet merkezli ideolojik hegemonyanın burjuvazi üstündeki gücünü yeniden sağlamak ve bu gücü arttırmak ekseninde de görülür. Son olarak genel bağlamda 27 Mayıs’ı Demokrat Partinin aktörlüğünde sürdürülen hegemonya projesine karşı ordunun milli güvenlik devleti ve militarizm ekseninde karşı tepki göstermesi ve bu hegemonya projesini ortadan kaldırarak, yeni planlı kalkınmacı bir hegemonya projesi kurmak olarak görülebilir. Bu sebepten hem militarizmi hem de Demokrat Partinin hegemonya projesinin öğelerini incelemek en doğrusudur. İlk olarak militarizmi inceleyeceğim.

 

2. MİLİTARİZM VE TEMELİNDE OLUŞAN 27 MAYIS DARBESİNİN SEBEPLERİNİ GÖREBİLMEK

27 Mayıs darbesinin sebeplerini idrak edebilmek için ilk önce darbeyi oluşturan ideolojinin ne olduğunu anlayabilmek her şeyden önce elzemdir. Bu sebepten ilk olarak militarizmin ne olduğuna değinmek gerekir. Militirazm’i tanımlayacak olursak; “Militarizm; Ülke yönetiminde ve ülke sorunlarının çözümünde orduya, askeri yönetimlere aşırı önem verme ve/veya ordunun gücüne güvenerek siviller üzerinde egemenlik esasına dayanan siyasal sistemdir.” Bu militarizm, giriş bölümünde belirttiğimiz üzere, güçlü devlet-zayıf toplum temelinde devletin burjuvaziden de üstün olması gereğine dayanarak şekillenmiştir. Buna göre devlet hâkim sınıflarla birlikte tüm toplumsal güçler üzerinde hakim güçtür. Darbeler ise militarizmin pratiğini ifade etmektedir. Bunu ise yükselen burjuvaziyle bu sınıfı temsil eden partiler ile Kemalist sivil ve askeri seçkinler arasındaki mücadelede rövanş olarak algılamak mümkündür. Bu mücadeleyi de; Türkiye’de ordunun kendine has ekonomik ve politik çıkarları bulunduğu, ordunun bu çıkarları korumak adına askeri müdahaleyle gücünün arttırmak şeklinde tanımlayabiliriz. Aynı şekilde bu güç arttırmanın çeşitli kolları bulunmaktadır. Bu kollardan biri de ekonomidir. Askeri darbenin ekonomiye ve modele etkisini de göz ardı etmemek gerekir. Bu yüzdendir ki; 27 Mayıs’ta olduğu gibi askeri darbeler sermaye birikim krizlerini çözer ve yeni bir birikim modeline geçişi sağlar denebilir. 27 Mayıs örneğinde olduğu gibi planlı kalkınmacılığa geçiş darbenin bir ayağını oluşturmuştur. Bu süreç ise yükselen pazar ekonomisi güçlerine karşı merkezci Kemalist sivil ve asker bürokrasi sınıfının kendi güçlerini kurumsallaşmış ve örgütlenmiş bir biçimde yeniden tesisi şeklinde gerçekleşmiştir. Bu süreç tabii ki bir sınıfsal arka plana dayanılarak gerçekleştirilmiştir. Bu sınıfsal arka planı inceleyecek olursak 27 Mayıs’ın en büyük sınıflarını orta sınıflar, sanayi burjuvazisi, işçi sınıfından oluşan kentli koalisyonu oluşturmuştur. Bu sınıfların çıkarları dahilinde bir planlı kalkınmacı yeni hegemonya projesi inşası yaratmak isteği hakimdir.

 

3. DEMOKRAT PARTİNİN HEGEMONYA PROJESİNİN ÖĞELERİNİN DARBENİN SEBEPLERİYLE OLAN BAĞI

Hegemonya projeleri, toplumun birçok alanında çeşitli düzeylerde örgütlenerek, çeşitli aktörlerin müdahil olduğu iktidar ilişkileri ve güç dağılımlarının yapıldığı sistemlerdir. 27 Mayıs öncesinde bu projenin en büyük aktörü ise Demokrat Parti yani Adnan Menderes’di. Saf anlamıyla bu proje sürecinin darbe fiiline yol açtığı söylenebilir. Bu sonucun nedenleri başlığımız altında inceleyeceğim. Bunun için Demokrat Partinin hegemonya projesini yakından tanımak gerekiyor. Bu hegemonya projesi; Demokrat Parti’nin öncülüğünde oluşturulan popülist kalkınmacı ve muhafazakar modernleşmeyi öngören kapitalist bir hegemonya projesidir. Popülist kalkınmacılık, elit, bürokratik CHP bloğuna karşıtlığı temel almış, tarım ve ticaret ağırlıklı bununla birlikte dış yardımlarla başta askeri ve iktisadi olmak üzere makineleşmeye de dayalı bir ekonomiyi benimsemiştir. Popülist ideolojinin eleştirisine göre CHP halkı temsil etmemektedir ve cumhuriyet kurulduğundan beridir bu durum sürmüştür. Buna ilişkin olarak Demokrat parti seçimlerde “ Yeter! Söz milletin” sloganını kullanmıştır. Demokrat parti kendi destekçi tabanına ise millet bloğu demiş, bu blok büyük toprak sahipleri, ticaret burjuvazisi, köylüler ve muhafazakârlardan oluşmuştur. Bunlarla birlikte Demokrat Parti’nin bu anti-seçkinci söylemiyle artık değişen devletin ekonomiye müdahalesi popülist siyasetin patronaj ilişkileri doğrultusunda gerçekleşmeye başladı. Bu durumda kaynakların yeniden dağıtımı unsurunu ortaya çıkardı. Yani Demokrat Parti patronaj ilişkileri çerçevesinde kendini destekleyen sınıfları ekonomiye daha fazla entegre ederek, muhafazakar zenginleşmeyi İslami kimlik ekseninde gerçekleştirmeye başladı. Bu da doğal elitlerin yani Kemalist seçkinlerin çıkarlarını zedeleyen hamlelerden biriydi. Bu zenginleşme ve sermaye birikiminin başarısı, 1954 yılına kadar tarım ve ticaret merkezli olarak devam etti. 2.Dünya Savaşı ve Kore Savaşından dolayı tarımsal ürünlerin yüksek fiyatlara satıldığı dünya ekonomisinin konjonktürü de buna uygundu. Bunlara ilaveten Marshall yardımları ve görece ucuz kredi politikaları da her şeyi yolunda götüren gelişmelerdi. Bu durumlar patronaja dayalı Demokrat Parti hegemonyasının kalkınmacı modelinin başarısını sağlıyordu. 1954 sonrası ise bu durum yavaş yavaş tersine dönmeye başladı. Popülist bölüşüm ve birikim stratejisi darbeler almaya başladı. Demokrat Parti enflasyonist politikalarla durumu düzeltmeye çabalasa da kamusal yatırımlar da yaşanan sıkıntıyı gidermedi. Dış yardımların da kesilmesiyle ortaya çıkan cari açık de engellenemedi. İthalata getirilen kısıtlamalar, bazı ürünlerin içeri de üretilmesini uygun hale getiren ithal ikameci bir politikayı doğurdu. Oluşan tüm bu birikim krizi DP’nin hegemonya projesinin süreç içerisinde tıkanmasına sebep olmuştur. Birikim krizinin doğuşuyla ortaya çıkan ithal ikamecilik modeli süreç içerisinde sanayi burjuvazisinin oluşmasını ister istemez sağlamıştır. Sonrasında ise DP’nin tarım merkezli birikim stratejisinde mücadele ticaret burjuvazisi ve güçlenen sanayi burjuvazisinin arasında artmaya başlamıştır. 1958’e gelinmesiyle birlikte artan ekonomik kriz, eleştirilerin dozajını giderek arttırmaya başlamış, planlamacılığa geçişi isteyen talepler artmaya başlamıştır. Planlamacılığı kapsamayan ithal ikameciliğe karşı yükselen bu eleştiriler, darbe rejimi için bir müttefike dönüşecektir. Halk bloğu dışındakilerden gelen bu eleştirilere karşı Demokrat Parti otoriter tavrını daha da arttırmayı tercih etmiştir. Bunun üzerine eleştirilerin tabanı daha da genişleyerek, bürokratik sermayeye sahip olan toplumsal gruplar DP’nin ekonomik kalkınmadaki plansızlığını, sosyal dengesizliğini ve enflasyonun getirdiği yoksullaşmayı bununla birlikte DP’nin artan otoritesini de eleştirmeye başlamışlardır. İşte tüm bu eleştiriler hem sebep hem de meşruluk bakımından darbe rejiminin yapı taşlarından olmuştur diyebiliriz. En dikkat çeken öğelerden biri ise işçi sınıfının sürece dâhil olmasındaki artan gücüdür. 1950’de İş Kanunu kapsamına giren işçi sayısı 373.961 iken 1960’a gelindiğinde 824.881’dir. Artan rakamlar ve güçlenen işçi sınıfı da toplumsal mücadeleye katılarak kendine yer edinmeyi başarabilmiştir. Bu durum işçi sınıfının artık toplumsal ve siyasi bir mesele olarak gündeme oturmasını sağlamıştır. Demokrat Parti işçi sınıfı da dâhil tüm muhalif sınıfları kabul etmesine rağmen örneğin işçi sınıfının hak taleplerini ise yerine getirmemiştir. İşçi sınıfın talep ettiği grev hakkını reddetmiştir. Demokrat Parti hegemonya projesini bu alana da kaydırarak sendikal bağlamda üstünlük kurmaya uğraşmıştır. Örneğin Türk-İş’i DP’li sendikacıların kontrolüne almıştır. Süreç içerisinde ortaya çıkan otoriterizme karşı yükselen eleştirilerle birlikte DP’nin hegemonya projesinin kapsayıcılığı daralarak azalmış, CHP’nin ortanın soluna kayarak tabanının arttırmasıyla birlikte ortaya çıkan ikili toplumsal blok aralarında çatışmaya dönüşen bir güç dengesine dönüşmüştür.

 

4. SONUÇ

Demokrat Parti’nin hegemonya projesi kapsamında ordunun siyasal yapı içerisinde ki konumunun giderek arka planda kalması, bununla birlikte ordu içinden gelen modernleşme taleplerine yanıt vermemekle birlikte sabit gelirli subayların ekonomik kriz içerisinde yoksullaşmaya olan tepkileri de düşünülmesi gerekilen konulardır. Bu durum Demokrat Parti’ye olan tepkileri ordu içerisinden gün geçtikçe arttırmıştır. Ayrıca bürokratik seçkinlerin Demokrat Parti’nin birikim stratejisi içerisinde gün geçtikçe ekonomik ve siyasal çıkarlarını kaybetmeleri de başlıca muhalif eleştirilerinden olmuştur. Tüm bunlar ordunun sahip olduğu güvenlik devlet ve/veya militarist ideolojiyle eklendiğinde darbe eğilimlerini arttırdığını söylemek yalan olmaz. İthal ikameci ekonomiye getirilen eleştirinin sürekliliği darbe sonrasında da kendini kanıtlamıştır. 27 Mayıs Rejiminin ortaya çıkardığı Milli Güvenlik Komitesi’nin ilk hamlelerinden biri Devlet Planlama Teşkilatını kurmak olmuştur. Tüm bu anlattıklarımıza ilaven darbe sonrası darbenin niye yapıldığını halka anlatmak için hazırlanan “ESASLAR” başlıklı yayında sebeplere ilişkin anlattıklarımızın kanıtı da yer almaktadır. Buna göre darbe sebepleri; “1. Partizan bir idare kurulması ve hukuk devleti vasfının ortadan kalkması, 2. Plansız bir yatırım politikası ve suiistimaller 3. Enflasyonist bir mali politika ve hayat pahalılığı 4. Fikir hayatı üzerine baskı ve basın hürriyetini tehdit 5.Tep parti diktatoryasının kurulması ve Büyük Millet Meclisi’nin meşruluğunu kaybetmesi” olarak sıralanmıştır. Kaybolan sosyal adaletin yeniden tesisi, toprak reformunun yapılmak istenmesi, planlı kalkınmanın yeniden inşası, vergi adaletinin sağlanması başlıca yapılacak çalışmalar olarak gösterilmiştir. Devlet kurumunun parti kurumuna çevrilmiş olduğunu en büyük eleştiri olarak dile getiren darbe rejimi darbeyle bunun temizleneceğini ve gerekli anayasal değişikliklerin yapılacağını dile getirmişlerdir. Genel bağlamda incelediğimizde, darbenin gerçekleşme sebeplerini sivil ve askeri bürokrasinin kendi öz çıkarlarını ve sahip oldukları güç konumlarını yeniden tesis etme girişimi bağlamında görmek mümkündür. Askeri bürokrasinin sahip olduğu militarist ideoloji gücün yeniden tesisinde askeri müdahale olarak vuku bulmuştur. Bu gücün yeniden tesisinde su getirmez bir gerçek ki ekonomik kaygılar ve çıkarlarda merkez konumda olmuştur. Buna göre sivil ve askeri Kemalist elitler, Demokrat Parti’nin yürüttüğü muhafazakâr zenginleşmeci kalkınma modelinde büyük ekonomik kayıplara uğramışlardır. Darbe bir bağlamda da kaybolan bu çıkarlara ilişkin bir karşı tepki olmuştur. Sonuç olarak darbenin militarist blok olan Kemalist elitlerin kaybolan sosyal, ekonomik ve siyasi güçlerinin yeniden tesisi, oluşan birikim krizini planlı kalkınmayla çözerek, Demokrat Parti hegemonyasının yarattığı sıkıntıları anayasa değişiklikleriyle gidermeyi amaçlamasından ötürü yapıldığı tespitine varmamıza neden oluyor.

 

Tarih: 2011

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir