Balkan Siyasetinde Dönüşüm: Makedonya Örneği, FETÖ ve Türkiye

15 Ekim Pazar günü Makedonya halkı sandığa giderken, eski Osmanlı toprağı Üsküp dâhil olmak üzere birçok şehirde yerel seçim heyecanı yaşandı. Balkanların bu güzel ülkesindeki seçim, Türk ve Arnavutların yoğun yaşadığı bir ülke olması bakımından bizim içinde oldukça önemliydi. 11 Aralık 2016 genel seçimleri sonrası VMRO-DPMNE hükümeti değişmiş, SDSM hükümeti göreve gelmişti. Başbakan Zoran Zaev olmuş, SDSM Arnavutlardan da büyük oy almış bir Makedon partisi olmayı başarmıştı. Hatta Zaev, Arnavut partilerinin destekleriyle koalisyon hükümetini dahi kurmuştu. Yerel seçimler sonrasında da Zaev güç kaybetmedi.

Makedonya’da faaliyet gösteren üç Türk partisinden Türk Demokratik Partisi (TDP) ve Türk Milli Birlik Hareketi (TMBH) ise Türklerin yoğun yaşadığı Üsküp ve Gostivar’da etkili olmaya çalıştı. İki parti Gostivar’da 3 meclis üyesi çıkardı. Merkez Jupa belediyesinde ise TDP adayı Ariyan İbrahim belediye başkanı olarak tekrar seçildi. Bu sonuçla TDP 1 belediye başkanı, 26 meclis üyesi kazanmış oldu. TDP bir önceki seçimlerde ise 34 meclis üyesi çıkarmıştı. Parti 2013 seçimlerine göre 5 bin oy kaybetmiş oldu. Yaşanan bu oy kayıpları TDP’nin politikalarında değişiklik beklentisine neden olabilir. TDP ve TMBH, VMRO-DPMNE ittifakıyla, üçüncü Türk partisi olan Türk Hareket Partisi (THP) ise seçimlere SDSM ittifakıyla katıldı.

80 belediyenin olduğu ülkede yerel seçimlerde resmi olmayan sonuçlara göre katılım %58 olurken; Başbakan Zaev’in partisi SDSM 37 belediye de, VMRO-DPMNE 3, Arnavut partilerinden BDİ 2 ve Türk partilerinden TDP ise 1 belediye de seçimleri önde götürdü. Başkent Üsküp’te ise SDSM adayı Petre Şilegov seçimi önde bitirdi. Diğer bölgelerde ise ikinci tur yapılacak.

15 Temmuz sonrası FETÖ okullarının kapanmaması için oldukça direndiği bilinen Makedonya Eğitim ve Bilim Bakanı’nın partisi BDİ ise 2 belediyede diğer partilere üstünlük sağladı birçok belediyede ise ikinci tur seçimlerine katılacak. BDİ’li meclis başkanı Talat Caferi de Nisan ayında seçildikten sonra ilk röportajlarından birini Zaman Makedonya’ya vermişti. Arnavutların yeni gözdesi BESA ise Türklerin yoğun olarak yaşadığı Çayır ve Kalkandelen olmak üzere birçok belediyede ikinci tur seçimlerine katılacak. Arnavut partileri arasında genel seçimlerde 10 milletvekili elde eden BDİ’den sonra 5 milletvekilliğiyle geriden gelen BESA yerel seçimlerle birlikte oylarını neredeyse iki katına çıkarmış durumda. Ancak BESA, BDİ’nin SDSM’in koalisyonuna katılması sonrasında hükümete katılmayı reddetmişti. BESA Arnavut siyasetine liderlik etmeyi hedeflemesinin yanı sıra yöneticilerinin birçoğunun Türkiye mezunu olması ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu ile olan ilişkilerinden ötürü Türkiye’nin müdahil olduğu bir parti olduğu iddiasıyla ülkede sıklıkla eleştiriliyor. Ancak hem Ankara hem de büyükelçi Tülin Erkal Kara birçok defa doğru olmadığını beyan ettiler.

Makedonya’da 1 yıl içinde hem genel seçimleri hem de yerel seçimleri kazanan SDSM yani Makedonya Sosyal Demokratlar Birliği ise ABD tarafından desteklenen bir parti konumunda. Öyle ki ABD’nin Üsküp Büyükelçisi Jess Baily, genel seçimler sonrası hükümet kurma görüşmelerinde Cumhurbaşkanı Corge Ivanov’a hükümeti kurma görevini SDSM lideri Zaev’e vermesi yönünde uyarılarda bulunmuştu. VMRO-DPMNE partilerinin hükümeti kuramaması sonrası Zaev’e görev verilmiş, SDSM, BDİ ve Arnavut ittifakı ile koalisyon hükümetini kurmuştu. Koalisyondan Türk partisi THP’de bir devlet bakanı çıkardı. THP genel başkanı Adnan Kâhil aynı zamanda ülkenin devlet bakanı konumunda.

SDSM’in yerel seçim sonuçlarıyla birlikte ülkedeki pozisyonunu güçlendirmesi sonucunda ABD’nin de desteğiyle Makedonya’nın NATO üyeliğine daha yakın olduğu da söylenebilir. Rusya destekli VMRO’nun ise çöküşe dur diyemedi. ABD destekli SDSM’in yerel seçimlerden güçlenerek çıkması sonrasında erken bir parlamento seçimi yaparak daha güçlü bir hükümet kurulmasını hedeflemesi de bekleniyor. Bu gelişmelerden sonra ülke özellikle Batı’ya daha entegre hale gelebilir. Son dönemde Türkiye’nin ABD ve Batı’yla yaşadığı siyasi krizler ve Rusya ile olan yakın ilişkileri Makedonya ile olan ilişkilerine ne gibi bir etki yapacak bekleyip göreceğiz.

Balkanlarda Makedonya seçimleri sonrasında aynı şekilde Bosna Hersek’te de yakın bir dönemde seçim yapılacak. Hırvatlar erteleme talep etse de gelecek Mayıs ayında ya da en geç Ekim 2018 de genel seçim bekleniyor. 2014’te ki seçimde Üçlü Devlet Konseyi’nin Boşnak nüfusunu temsilen Aliya İzzetbegoviç’in oğlu Demokratik Eylem Partisi (SDA)’nın genel başkanı Bakir İzzetbegoviç %34 oy alarak devlet başkanı seçilmişti. Bakir İzzetbegoviç’in Türkiye ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile de yakın ilişkileri bulunuyor. Ancak İzzetbegoviç gelecek seçimlerde süresinin dolmasından ötürü yeniden aday olamayacak. Bu Bosna için de siyasetin yeniden dönüşümü demek.

SDA 2016 yerel seçimlerinde Daha İyi Gelecek İçin İşbirliği (SBB) ile girdiği koalisyonda 10 büyükşehir ile 131 belediye başkanlığından 34’ünü kazanmıştı. Daha önceki seçimde kazandıkları 10 belediyeyi ise kaybettiler. Bu aynı zamanda SDA için oy kaybı da demek. SDA Bosna’daki en güçlü parti konumunda olsa da oylarında ciddi oy kaybı yaşadığı tartışılamaz bir gerçek. Yerel seçimin en can alıcı kaybı ise katliam şehri Srebrenitsa belediyesini Boşnak partisi SDA’nın değil Sırp partilerinin ortak adayının kazanması olmuştu.

SDA’nın oy kayıpları gelecek devlet başkanlığı seçimine Boşnakların güçlü bir aday çıkarmasını gerektiriyor. Makedonya’dan sonra Bosna siyasetinde de yaşanacak dönüşüm, Türkiye’nin Balkan politikasında revizyona gitmesini zorunlu kılıyor. Türkiye’deki 16 Nisan Başkanlık Sistemi referandumunda Bosna Hersek, Kosova ve Makedonya’da Evet; Arnavutluk, Bulgaristan, Romanya ve Yunanistan da ise Hayır sonuçları çıkmıştı. Bu oyların çıkmasında Balkanlarda yaşayan vatandaşlarımızın etkisi olduğu gibi firari FETÖ militanlarının etkisini de unutmamak gerekiyor.

Bugün Balkanlarda çok sayıda FETÖ militanı, FETÖ’ye ait eğitim, finans ve basın yayın kuruluşu faaliyetlerine aralıksız devam ediyor. Balkanlarda yaşanan siyasal dönüşümleri doğru okumamız gerektiği gibi mevcut politikalarımızı da bu oranda gözden geçirmemiz gerekiyor. AK Parti ile ülkemizde gelişen kamu diplomasisi mekanizması Osmanlı hafızası ile birleşince Balkanlardaki etkinliğimizi daha da arttırmıştır. Bu etkinliğe sivil toplum kuruluşlarımız ve diğer hükümet dışı organizasyonlarımızda katkı sunmaktadır. Ancak ne yazık ki tüm çabalarımız Balkanlardaki FETÖ yapılanmasını ortadan kaldırmaya, Balkanlarda faaliyet gösteren diğer ülkelerle mücadele etmeye yetmemektedir. Bu nedenle Türkiye bölgedeki politikalarını ivedilikle revize etmelidir.

Balkan coğrafyasında; ABD büyükelçileri iç siyasete doğrudan müdahale ederken, Alman kamu diplomasisi Balkanları insan kaynağı olarak görürken, Şia ve Selefi yaklaşımları Balkanları özellikle maddi ve manevi politikalarla etki altına almaya çalışırken, Rusya ve Yunanistan Ortodoks, İtalya ve Fransa Katolik Hıristiyan nüfus üzerinde hamleler yapmaktayken, bölgesel milliyetçilik bölgede körüklenirken ve son olarak FETÖ bu coğrafyada etkinliğini hala sürdürürken Türkiye’nin bu acı gerçeklerle mücadele edecek daha etkin politikalara ihtiyacı bulunmaktadır.

Peki, Türkiye bunun için neler yapmalıdır?

  • Balkanlarda faaliyet gösteren; büyükelçiler, diplomatik tüm misyonlar, kamu diplomasisi kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve hükümet dışı organizasyonlar bu acı gerçekler noktasında bilgilendirilmeli ve eğitilmeli,
  • Devlet politikaları ve kurumları, sivil toplum ve özel sektör faaliyetleri Balkanlardaki bu tehditlere göre yeniden inşa ve revize edilmeli,
  • Bölge ve Türkiye aleyhine gelişen tehditlere karşı yerel aktörlerle ittifaklar kurulmalı ve desteklenmeli,
  • Bölgedeki Türkiye lehtarı basın ve yayın organları ile çalışanları, ayrıca bu kapsamda geliştirilen projeler desteklenmeli,
  • Bölgeye gönderilen ve bölgede desteklenen siyasiler, sivil toplum kuruluşları ve ekonomik kuruluşlar; FETÖ, yolsuzluk ve faydasızlık ölçütlerine göre gözden geçirilmeli ve değiştirilmeli,
  • Bölgedeki yardım faaliyetleri daha çok istihdamı ve refahı arttırıcı ölçütlerde olmalı,
  • Devletin ve sivil toplumun bölgedeki politika ve faaliyetleri koordineli ve kayıt altında olmalı,
  • Bölgedeki devlet ve sivil toplum kuruluşlarında, proje ve faaliyetlerinde bölge konusunda yetişmiş ve yetiştirilmiş uzmanlar görev almalı,
  • Türkiye’deki devlet kurum ve kuruluşlarında Balkan kökenlilere daha çok yer verilmeli,
  • Balkanlardaki Türkiye ve lehtarı kurum ve kuruluşlarda daha çok Türkiye kökenli değil Balkan kökenli isimlere yer verilmeli, bu yönde istihdam desteklenmeli,
  • Devletin Balkan politikası bölgede yaşayan ve nüfusa endeksli olarak büyük Müslüman azınlıklar olan Arnavut, Türk ve Boşnaklar olmak üzere tüm toplumları daha kapsayıcı ve birleştirici olmalı,
  • Balkanlardaki Arnavut, Türk ve Boşnak Müslümanlarının siyasal, toplumsal, ekonomik ve kültürel ittifakları desteklenmeli,
  • Balkan ülkeleriyle olan reel politik ilişkiler özellikle ekonomik, askeri ve kültürel gelişmelere önem arz edilmeli,
  • Devlet bünyesinde üniversiteler ve sivil toplum iştirakleriyle “Balkan Enstitüleri ve Araştırma Merkezleri” kurularak, Balkanların dünü, bugününü ve yarınını okuyup planlayabilecek analistler, stratejistler ve uzmanlar yetiştirilmeli, yetişmişlere ise devlet politika ve projelerinde daha aktif görevler verilmelidir.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 18.10.2017

Kaynak: https://www.sirhaber.com/balkan-siyasetinde-donusum-makedonya-ornegi-feto-ve-turkiye18

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir