Balkanlarda Ramazan Diplomasisi, Seçimler ve TİKA

Geçen sene Eylül ayında Kurban Bayramı’nı geride bırakırken bir yazı kaleme almış, “Balkanlarda Kurban Diplomasisi mi? Reel Diplomasi mi?” diye de bir soru sormuştum. O yazıda; devlet olarak resmi, yarı özerk ve sivil kurum ile kuruluşlarımız yoluyla sürdürdüğümüz kamu diplomasisinin tam anlamıyla etkin ve etkili, gerçekçi ve sistemli, koordineli ve planlı olmadığını söylemiştim. Ayrıca Balkanlardaki FETÖ yapılanması, mikro milliyetçilikler, ABD’nin sömürgeci mantığı, Sırp ve Rus endeksli Slav revizyonizmi, Alman insan kaynakçılığı, Şia, Selefi ve Vatikan kıskacıyla mücadele edemediğimizi vurgulamıştım.

Oldukça yumuşak bir güç olarak sürdürdüğümüz Balkanlardaki kamu diplomasisi anlayışımızın Balkanlardaki sorunlara çözüm olmadığını, Türkiye’nin de bu politikalarla Balkanlarda oyun kurucu ülke olamayacağını da belirtmiştim. Bu nedenle ivedilikle Balkanların kapsamlı bir röntgeninin çekilerek, soydaş ve dindaş azınlıklarımızın yanı sıra çoğunluk toplumları da kapsayacak bir şekilde bütüncül bir politika inşa etmemiz gerektiğini de eklemiştim. Geride kalan yaklaşık 9 ayda her ne kadar hayal kırıklığı oluşturan bazı gelişmeler olsa da umut verici çok önemli adımlarda var.

Türk kamu diplomasisi anlayışında ister kamu isterse de sivil kaynaklı olsun dönüştürülemeyecek inatta bir “Kurban ve Ramazan Diplomasisi” anlayışı var. Balkanlarda hem Kurban Bayramı döneminde hem de Ramazan ayı münasebetiyle çok sayıda din hizmeti icra ediliyor. Çok önemli maddi ve manevi kaynaklar bu hayra harcanıyor. Allah kabul etsin ancak en az iki anlayışında artık ortadan kalkması gerekiyor. Birincisi çok önemli kurumların bütçe kaynakları sadece bu hizmetler için kullandırılıyor. İkincisi ise Balkanlarda Kurban Bayramında dağıtılan kurban etlerinin ve Ramazan ayında kurulan iftar sofralarının Balkanlardaki soydaş ve dindaşlarımızın tüm sorunlarını çözdüğü zannediliyor. Ek olarak bu din hizmetleri Türk dış politikasının en önemli gücü imiş gibi gösteriliyor.

Her Kurban Bayramı ve her Ramazan ayında çok sayıda sivil toplum kuruluşunun çeşitli belediyeleri ve şirketleri peşine katarak Balkanlarda hayra hizmet ettiğini ve bundan çok büyük bir övünç duyduğunu görüyoruz. Buradaki mesele bu hizmetlerin yapılmaması değil. Bu denli önemli bütçelere sahip kurumlar Balkanlarda daha etkin ve daha büyük değişim ile dönüşümlere vesile olabilecek hizmetlere yönlendirilmelidir. Kısaca bahsettiğimiz “Balık dağıtmak değil, yem ve olta dağıtıp, balık tutmayı öğretip, ayrıca tutulan balıkları da ulusal ve uluslararası pazarlarda satmaktır ve bunu öğretebilmektir”. Tabii balık sadece bir örnek…

Türkiye eğer Balkanlarda oyun kurucu olmak istiyorsa; FETÖ’yü kökünden kazımak istiyorsa, mikro milliyetçilikler, ABD’nin sömürgeci mantığı, Sırp ve Rus endeksli Slav revizyonizmi, Alman insan kaynakçılığı, Şia, Selefi ve Vatikan kıskacıyla mücadele etmek istiyorsa “Balık dağıtan anlayıştan” reel bir bütüncül anlayışa evrilmesi gerekiyor. TİKA’nın ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da vurguladığı gibi “Türk Tipi Kalkınma Modeli”nin de bu anlayışa resmi, yarı özerk ve sivil aktörlerle birlikte entegre olması gerekiyor.

Nedir bu reel ve bütüncül anlayış? Balkan siyasetinde oyun kurucu olmak, azınlıkların yanı sıra çoğunlukları da yönlendirebilmek ve yönetebilmek, Balkan kaynaklarının “FETÖ, ABD, Alman ya da Slav” blokça sömürülmesine engel olarak Balkan halklarınca paylaşılmasını sağlamak, kolaycı yardımlardan ziyade Balkan halklarının siyasal, sosyal, kültürel, bilimsel, teknolojik ve ekonomik donanımlarını arttırıcı projelere odaklanmak, istihdam meydana getirmek, doğru kanaat önderleriyle hareket etmek, Balkanlardaki siyasi, askeri ve ekonomik gücümüzü arttırarak konjonktürü domine etmek ve benzerleridir.

Nitekim dediğimiz gibi Türkiye’nin Balkanlardaki kamu diplomasisi faaliyetleri ile anlayışımıza güç katması açısından umut verici adımlarda yok değil. Geçtiğimiz iki günde TİKA Ankara’da çok önemli bir proje gerçekleştirdi. 11 Balkan ülkesinden bilim adamı, akademisyen, din adamı, sivil toplum kuruluşu temsilcisi ve yabancı basın mensuplarının katılımıyla “Tarih, Kültür ve Kimlik” temasıyla 2. Balkan Buluşması düzenlendi. Balkanlarla ilgili kapsamlı bir röntgen çekebilmek amacıyla çok önemli olan bu projeyi gerçekleştiren başta Başbakan Yardımcısı Hakan Çavuşoğlu’nu, TİKA Başkanı Dr. Serdar Çam ve ekibini de kutlamak gerekiyor. İşte bahsettiğimiz de bu tür projelerdir.

TİKA ve Seçimler

TİKA; Türkiye’nin Balkanlardaki barış, istikrar ve güvenliği, çok kültürlülüğü ve zenginlikleri koruması, toplumsal refahı ve ekonomik kalkınmayı arttırması ile inşa etmesi için sahip olduğu en önemli güçlerinden biridir. Saydığımız bu değerler olmayınca bir coğrafyanın nasıl kan gölüne döndüğünü ve kaosa sürüklendiğini Orta Doğu’da Filistin’de ve Suriye’de görmemiz ve iyi anlamamız gerekiyor. Bugün dünyanın herhangi bir bölge ve ülkesindeki krizin tüm dünyayı etkileyebildiğini tartışmasız kabul etmemiz şart. Ancak Türkiye 24 Haziran Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği Seçimlerine yol alırken bunun çok da iyi idrak edilmediğini görüyoruz.

Partiler seçim vaatlerini açıklarken Türkiye’nin kamu diplomasisi kuruluşları ve en önemlisi TİKA iç siyasetin ve beyannamelerin malzemesi haline getirilmeye çalışılıyor. CHP, İyi Parti, Saadet Partisinin yanı sıra HDP’nin de içinde bulunduğu muhalif blok TİKA’dan rahatsızlıklarını ortaya koyuyorlar. Hele hele İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener TİKA’nın kaldırılması gerektiğini bile ima ediyor.

Balkanlar’daki en etkin kurumlarımızın başında gelen TİKA’nın kaldırılması oldukça yanlış bir düşünce ve niyet olmakla birlikte, Balkanları tamamıyla FETÖ’ye ve diğer unsurlara teslim etmemiz anlamına da gelecektir. Bunun yanında Türkiye’nin Balkanlarda garantörü olduğu huzur, barış ve istikrar ortamının sarsılmasına, kısacası kaosa hizmet etmek olacaktır. İlk olarak bu tür yanlış ve art niyetli düşüncelerden sıyrılmak gerekiyor.

TİKA ile iyi niyetli olarak naçizane söyleyebileceğimiz bir düzenleme söz konusu olacaksa o da kaldırılan Başbakanlık makamı sonrası TİKA’nın hangi teşkilat hiyerarşisinde yer alacağı konusudur. AK Parti kulislerinde TİKA, YTB, YEE gibi kamu diplomasisi kuruluşlarının Dışişleri Bakanlığı’na bağlanacağı konuşuluyor. Bu düzenlemeyi de oldukça yetersiz görmek gerekiyor. Bugün Türk kamu diplomasisi anlayışının en önemli sorunu büyük oranda koordinasyonsuzluktur. Türkiye’nin kesin çözümlü ve tam anlamıyla bir koordinasyon sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyacı var.

Bu amaçla bende naçizane geçtiğimiz günlerde T.C. Cumhurbaşkanlığına ve ilgili Başbakan Yardımcılığına bir öneri arz ettim. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminde Cumhurbaşkanlığına doğrudan bağlı bir “Kamu Diplomasisi Başkanlığı”na ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Türkiye’nin resmi, yarı özerk ve sivil tüm kamu diplomasisi aktörlerinin doğrudan ya da koordinatörlüklerle bu Başkanlığa bağlanmasını ve tam bir koordinasyon sağlanması gerektiğini savunuyorum. Kurumlarımızı düşman gören ve çözüm üretmeyip, öneri sunmayan bu anlayışları değil, çözüm ve öneri üreten bir siyaset dilini hâkim kılmalıyız.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 1.06.2018

Kaynak: https://www.sirhaber.com/balkanlarda-ramazan-diplomasisi-secimler-ve-tika

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir