Demokrasi ve Uluslararası Hukukun Yeni Sınavı: Dış Müdahaleler ve Halk Eylemleri

Fransa’da 17 Kasım’da başlayan “Sarı Yelekliler” eylemlerinin üzerinden çok geçmezken, uluslararası kamuoyu şimdi de Venezuela’da ki olayları konuşur oldu. Bilindiği üzere Bolivarcı Venezuela devletinde bir süredir halk, pahalı yaşam koşullarından aşırı şikâyetçi durumda. Ülkede dönem dönem önemli gösteriler de yaşanıyor. Hatta bu atmosferde ülke bir devlet başkanlığı seçimini de geride bırakmıştı.

20 Mayıs 2018’de mevcut devlet başkanı Nicolas Maduro, muhalefet adayları Henry Falcon ve Javier Bertucci’nin katıldığı seçimleri; yaklaşık 6 milyon oy ile oyların %65’ini alan Maduro kazanmış, bir kez daha devlet başkanı seçilmişti. Seçimlere katılım oranı ise %46’larda kalmıştı. Ayrıca seçimlerde 90 uluslararası gözlemcinin yer aldığı da belirtilmişti.

Venezuela’daki seçim katılım oranı bakımından düşük seviyelerde kaldığıyla eleştirilse de demokrasi beşiği sayılan birçok ülkede de katılım oranlarının çok yüksek olduğunu söylenemez. Örneğin; Avrupa nezdinde bu oranların İsviçre’de %49, Slovakya’da %50, Portekiz’de %58, İngiltere’de bile %66 olduğu görülüyor. Venezuela’yı bu konuda eleştiren ABD’de de 2016 başkanlık seçimlerine katılım oranı %67 olarak kayda geçmişti. Bir öncekisi ise %54’tü.

Venezuela demokrasisinin kritiğini yapmaya gerek yok, bu bir eleştiri ya da savunma da değil. Venezuela demokrasisi de Maduro’nun ekonomi politikaları da başarılı olsun olmasın bizlerin asli gündemi değil. Ülkedeki ekonomik sorunlar tabii ki her şeyden önce kendi halklarını ilgilendiren bir gündem maddesi. Ancak öyle bir konu var ki bu bizleri de yakından ilgilendiriyor.

Geçtiğimiz günlerde Venezuela muhalif lideri Juan Guaido’nun kendini geçici devlet başkanı ilan etmesiyle yeni bir tartışmanın fitili ateşlendi. Bunun üstüne 20 Mayıs 2018’deki seçimlerin sonuçlarını da tanımadığını beyan eden ABD Başkanı Donald Trump, Guaido’yu fiilen tanıdıklarını bildirdi. Ülkede meşru bir devlet başkanı varken yapılan bu dış müdahale aslında bizi, dünya demokrasi tarihini ve uluslararası hukuku da son derece ilgilendiren bir konu.

Bugüne kadar başta Türkiye’deki askeri darbeler olmak üzere; Rusya’da Bolşevik Devrimi, Fransa’da Fransız İhtilali gibi darbe, devrim ve ihtilaller göstermiştir ki mevcut yönetimlere karşı yapılan girişimler eğer yönetim ele geçirilir anayasa da değiştirilir ya da yeni bir anayasa ilan edilirse meşruiyet kazanmış ya da kazandırılmıştır. Bir de sonuca ermemiş darbe girişimleri, dış müdahaleler ve halk eylemleri dünya ve Türkiye tarihine yakın dönemde girdi.

Ukrayna, Gürcistan vb. ülkelerde yaşanan “Renkli Devrimler”, ABD’nin Irak işgali ve müdahalesi, Türkiye’deki “Gezi Olayları” ve “15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi”, Arap Baharı, Fransa’daki “Sarı Yelekliler” eylemleri de yeni ve farklı girişimler olarak siyasi tarihe adını yazdırdı. Şimdide dünya siyasi tarihine ve literatürüne ABD destekli Venezuela müdahalesi girmek üzere.

Yukarıda saydığımız birçok devrim ve eylemin birçoğunun aslında faili az çok bilindi ya da duyuldu. Bu fail ya da aktörün FETÖ, Soros destekli vakıflar olması uluslararası kamuoyunda neyi değiştirdi? Bugün FETÖ ABD tarafından korunuyor, Soros destekli vakıflar ise birçok ülkede son sürat çalışıyor.

Türkiye’deki başta “Gezi Olayları ve 15 Temmuz Darbe ve İşgal Girişimi”, Fransa’daki “Sarı Yelekliler Eylemleri” ve son olarak Venezuela’da meşru devlet başkanı Maduro’ya ABD tarafından yapılan son müdahale açıkça gösteriyor ki dünyada demokrasiler ve uluslararası hukuk büyük bir tehdit altında sınav veriyor.

Başta ABD olmak üzere ABD’nin şemsiyesi altındaki FETÖ, Soros destekli vakıflar, dünyada kendi taleplerine boyun eğmeyen devletler ve devlet başkanları olduğu takdirde; demokrasileri, demokratik seçimleri ve uluslararası hukuku yok sayarak dış müdahaleler, ekonomik ve askeri yaptırımlar, destekledikleri muhalif isimler ve gruplar, fonladıkları ve organize ettikleri halk eylemleriyle o devletleri ve devlet başkanlarını boyun eğdirmeye çalışıyorlar.

Venezuela’da halk ekonomik olarak büyük sorunlar yaşıyor olabilir. Fransa’da Cumhurbaşkanı E. Macron’un ekonomik kararları yanlış olabilir. Türkiye’de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ve AK Parti hükümetinin varlığı ve politikaları Türkiye’deki de dünya siyasetindeki muhaliflerini rahatsız da edebilir. Ama tüm bu durumların çözümünün dış müdahaleler, askeri darbe girişimleri, anti demokratik hatta vandallığa varan halk eylemleri olduğu kabul edilemez.

Demokrasilerin en büyük sınavının, ülke halklarının en büyük hesap ve meşruiyet sorma mekanizmasının demokratik seçimler olduğu gerçeğinin unutulmaması, başta Türkiye olmak üzere bu konularda muzdarip devletlerce uluslararası kamuoyunda bir platform kurularak ilan edilmesi ve hatırlatılması gerekir. Hatta bu noktada uluslararası hukuka yeni doktrinlerin ve antlaşmaların kazandırılması da elzem görülmektedir.

Tarih boyunca en iyi demokrasi şekli hep tartışıla gelmiştir. Ancak önemli noksanları bulunsa ve sıklıkla eleştirilse de demokrasi, çağımızın en ideal yönetim modelidir. Demokrasiyle birlikte hukuk ve adalet ise İslamiyet’ten diğer dinlere kadar net olarak kabul edilen ve en olması gereken asli unsurdur…

Erdem EREN

Tarih: 25.01.2019

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir