Diplomasi’de Kaçak Dövüş: Türkiye ve ABD

Şüphe yok ki “terörle mücadele” devlet ve millet olarak hem fikir olduğumuz ve ortak paydada buluştuğumuz en önemli konuların başında geliyor. Milletimizin ve devletimizin güvenliği ile bekası söz konusu olduğunda duygularımız ile teröre karşı duruşumuz aynı “Anayasanın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez” maddeleri vardır ya onlar gibidir de denebilir.

Türkiye 30 yılı aşkın bir süredir PKK terör örgütüyle, 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbe ile işgal girişimlerinden beridir somut manada FETÖ ile bunun yanı sıra Irak ve Suriye’de peyda edildikten beridir de DAEŞ ile durmaksızın onurlu bir mücadele veriyor. Elçilik ile dış misyon çalışanlarımızı şehit eden ASALA’yı da unutmayalım.

Neredeyse 35 yıllık Türkiye’nin terörle mücadelesine hiçbir destek olmayan hatta dönem dönem engelleme girişimlerinde bile bulunan Avrupa ülkeleri ile ABD yeni skandallara imza atmaktan da geri durmuyorlar. Sanki Irak ve Suriye’de istikrarsızlık ortamına neden olan, terör örgütlerinin cirit atmasına imkan sağlayan hatta hatta onlara maddi ve manevi destekte bulunan onlar değilmiş gibi Türkiye’nin “Zeytin Dalı Harekatı”nı durdurmaya da çalışıyorlar.

Avrupa ülkeleri ile ABD’nin Türkiye’ye doğrudan “dur” demeye yüzü olmadığı için, Suriye’de Esed rejiminin Doğu Guta’da yaptığı katliamları ve o masumları bahane ettiler ve skandal bir karara imza attılar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 15 üyesi oy birliğiyle Suriye’de 1 aylığına “sözde insani ateşkes” kararı aldılar. Türkiye Zeytin Dalı Harekatı ile bu kararın ilgisinin bulunmadığını ifade ederken, ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Heather Nauert “Türkiye’nin kararı iyi okuması gerektiğini ve ateşkesin tüm Suriye’yi kapsadığını” söyledi.

Açıkça söylemek gerekiyor ki sahada kuklaları olan PKK’nın Suriye uzantısı PYD/YPG’yi Türkiye’nin elinden kurtaramayacağını ve Türkiye’yi de durdurmayacağını anlayan ABD, birçok konuda olduğu gibi Afrin konusunda da kaçak dövüşüyor. Türkiye’yi uluslararası kamuoyunda yalnız bırakmaya, Türkiye’yi hukuk tanımazlık ile insani kayıplar konusunda suçlamaya hazırlanıyor.

Türkiye meşru müdafaa hakkını kullanıyor ve Afrin’e düzenlediği “Zeytin Dalı Harekatı”nı da BM Şartı’nın 51. maddesine dayanarak gerçekleştiriyor. Öyle ki 51. madde BM üyesi ülkelere silahlı saldırı halinde meşru müdafaa hakkını tanıyor. Üstüne üstlük PYD/YPG’nin yani PKK’nın terör örgütü olduğu ve birbirinden ayırt edilemeyeceğine dair ayrıca örgütün Türkiye’ye yaptığı saldırılara ilişkin delillerde gayet açık ve ortada.

Türkiye haklı bir davayı savunuyor ve devleti ile milletinin güvenliği için, bekası için mücadele veriyor. Ancak diplomasi öyle bir şeydir ki sahada kazanılanı masada kayba çevirebilir. O yüzden ki “Zeytin Dalı Harekatının” başlangıcından beri diplomasi ile algı yönetiminin önemine ısrarla vurgu yaptık. BM kararı ile ABD’nin skandal karar ve söylemleri bizi haklı çıkarmaya devam ediyor.

Türkiye’nin aldırış etmeden terörle verdiği onurlu mücadeleye devam etmesi hem ulusal hem de uluslararası basın ile kamuoyunu da doğru yönlendirmesi gerekiyor. Boş durmamalı başta ABD olmak üzere çeşitli ülkelerin Afrin konusundaki dezenformasyonlarına karşılık vermeliyiz.

Ulusal basınımız ile kamuoyumuzu doğru yönlendirme niyetiyle çıkardığımız Beyanat Dergisine buradan hayırlı olsun dileklerimi sunuyorum. Ayrıca “Zeytin Dalı Harekatında” şehit olan tüm Mehmetçiğimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum. Mekanları cennet olsun. Ailesine ve yakınlarına da sabrı cemil niyaz ediyorum. Emekleri unutulamaz…

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 02.03.2018

Kaynak: https://www.sirhaber.com/diplomasi-de-kacak-dovus-turkiye-ve-abd

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir