Dış Politikayı Akışına Bırakmamak

TRT World Forum Kamu Diplomasisi Başarısı

Türkiye kamu diplomasisi açısından çok önemli bir program olan TRT World Forum’a ev sahipliği yaptı. Bu yıl “Parçalanmış Bir Dünyada Barış ve Güvenliği Yeniden Düşünmek” temasıyla düzenlenen programda, yerli ve yabancı 600’ün üzerinde katılımcı da bir araya geldi. Kapanış oturumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’da bir sunum gerçekleştirdi.

Türkiye’nin dış politikada ve uluslararası ilişkilerdeki politikalarını, söylemlerini, görüş ve önerileri ile başta uluslararası krizler olmak üzere birçok alanda duruşunu net ifade edebilmesi adına TRT World Forum gibi kamu diplomasisi organizasyonlarının devam etmesi, geleneksel hale getirilmesi, kapsayıcılığının geliştirilerek çeşitlendirilmesi hayati önem arz ediyor. Açıkçası bu başarısından ötürü TRT Genel Müdürü Sn. İbrahim Eren de kutlanmalı.

 

Türk Dış Politikasının Olağan Seyri

Türkiye 85 yıllık Cumhuriyet tarihi boyunca dış politikasında hem geleneksel devlet politikalarına hem de hükümetlerce şekillenen ve dönem dönem proaktif ya da girişimci diye nitelendirilen dönemlere ve seyre sahip olmuştur.

Erken Cumhuriyet döneminde özellikle kurucu kadro ve Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhurbaşkanlığı süresince dış politikada “Yurtta Barış, Dünyada Barış” düsturuyla hareket edilmiş, özellikle Balkan Paktı ve Sadabat Paktı ile hem Balkanlarda hem Orta Doğu’da barış ve güvenlik temelli çok taraflı bir düzen inşa edilmeye uğraşılmıştır. Diğer yandan ise hem Atatürk hem de İsmet İnönü dönemlerinde Batı ile ilişkilere ağırlık verilmiştir. İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında özellikle II. Dünya Savaşı döneminde ABD ile güçlenen ilişkiler ve SSCB ile yaşanan kriz sonrasında Adnan Menderes döneminde Türkiye’nin NATO’ya dâhil olmasıyla sonuçlanmıştır.

Türkiye’nin büyük oranda ABD ve NATO ekseninde 1990’lı yıllara kadar süren dış politikasındaki seyri Turgut Özal döneminde farklı bir konsepte bürünmüştür. Hem SSCB’nin hem de Yugoslavya’nın dağılma sürecine girmesi ve bu coğrafyalarda hem soydaş hem de dindaş olarak nitelendirebileceğimiz toplulukların bağımsız devletlere kavuşmaları Türkiye’nin bu bölgelere daha fazla ağırlık verme eğilimini sağlamıştır. 2002 sonrasında Türkiye’nin Balkanlar, Orta Asya ve Orta Doğu’ya yönelik gerçekleştirdiği dış politikadaki yeni açılımlarda işte büyük oranda bu temellere dayanmaktadır denebilir.

 

2002 Sonrası Türk Dış Politikasındaki Önemli Evrim

AK Parti iktidarıyla birlikte Türkiye 2002 sonrası dış politikasında özellikle kamu diplomasisi faaliyetleri kapsamında birçok önemli kavramsal ve kurumsal yenilikle karşılaşmıştır. Kamu diplomasisi kurumları olarak nitelendirilen ve Türkiye’nin kamu diplomasisi faaliyetlerine hizmet eden başta TİKA, YTB, YEE, KDK, TRT, AA, Türkiye Maarif Vakfı, Türkiye Diyanet Vakfı, AFAD, BYEGM, VGM, ilgili bakanlıklar ve sivil toplum kuruluşları Balkanlarda, Orta Doğu’da ve Orta Asya’da çok önemli başarılara imza atmıştır.

Türkiye 2002’den günümüze kadar gelinen süreçte tüm bu sayılan coğrafyalarda insani yardımlar, kalkınma yardımları, teknik destekler, nakdi yardımlar, restorasyon faaliyetleri, eğitimsel ve kültürel faaliyetler, dini hizmetler, siyasal ve medya iletişimi ile son olarak güvenlik faaliyetleri ekseninde büyük bir etkinliğe de sahip olmuştur. Türkiye’nin mevcut bu konumunun sürdürülerek güçlendirilmesi, dış politikada menfaatlerimiz açısından büyük önem taşımaktadır.

 

Balkanlar ve Orta Doğu’daki Güncel Siyasi Gelişmeler

Türk dış politikası açısından Balkanlar ve Orta Doğu merkez teşkil eden coğrafyalar olduğu için bölge ülkelerindeki siyasi, askeri, toplumsal ve ekonomik gelişmeler de bizleri çok yakından ilgilendirmektedir. Bugünlerde Makedonya, Irak ve Bosna Hersek siyaseti için önemli gelişmeler yaşanıyor. Sırasıyla önce Makedonya’da ulusal bir referandum yapılırken, Irak’ta Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılmış, 7 Ekim Pazar günü ise Bosna Hersek’te Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılacaktır.

 

 

  • Makedonya

 

30 Eylül Pazar günü Makedonya’da ülkenin isminin “Kuzey Makedonya” olarak değiştirilmesi adına bir referandum oylaması yapıldı. Seçmenlere “Makedonya ve Yunanistan arasındaki anlaşmayı kabul ederek AB & NATO üyeliğine var mısınız?” sorusu yöneltildi. Katılanların yaklaşık %91’i Evet dese de, katılımın %36’da kalması neticesinde referandum geçersiz sayıldı. Başarısız referandum sonrasında Başbakan Zoran Zaev’in parlamentodan güvenoyu alamazsa Makedonya’da erken seçim yapılacağı bildirildi.

İsim sorunu Makedonya ve Yunanistan arasında tarihsel bir sorun. Yunanistan Makedonya isminin tarihsel olarak kendisine ait olduğunu ifade ederek, Makedonya’nın başta NATO olmak üzere AB gibi uluslararası örgütlere üyeliğini onaylamıyor. Zaev hükümeti ise ülkenin hem NATO hem de AB ile entegrasyonunu sağlamak adına isim sorununu çözmek için Yunanistan ile yoğun görüşmeler yapmıştı. Referandumdan geçerli ve olumlu bir sonucun çıkması sonrasında Makedonya’nın NATO ve AB üyelik süreci de başlatılacaktı.

 

 

  • Irak

 

5 Mayıs’ta Irak’ta yapılan parlamento seçimlerinin ardından Cumhurbaşkanlığı seçimleri de gerçekleştirildi ve Irak’ın yeni Cumhurbaşkanı Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin (KYB) adayı Berhem Salih oldu. 5 Mayıs’ta yeni parlamento başkanı Muhammed Halbusi olmuşken yeni Başbakan da Irak İslam Devrim Konseyi üyesi Adil Abdulmehdi oldu. Bu isimlerin büyük oranda ABD Başkanı G. Bush döneminden beri ABD ile yakın ilişkiler içerisinde olduğu ifade ediliyor. Ayrıca Başbakan Abdulmehdi’nin İran’a da yakın olduğuna dikkat çekiliyor.

 

 

  • Bosna Hersek

 

7 Ekim’de de Bosna Hersek’te Cumhurbaşkanlığı seçimleri olacak. Parlamentonun da şekilleneceği seçimlerde Cumhurbaşkanlığı Konseyi’nin Boşnak, Hırvat ve Sırp üyeleri de seçilecek. Boşnakların siyasal olarak yine bölünmüş gireceği seçimde; Aliya İzzetbegoviç’in partisi SDA’nın adayı Sefik Dzaferovic, SBB adayı Fahrudin Radoncic ile SDP BİH adayı Denis Becirovic öne çıkan adaylar. Bu adaylardan SDA adayı Dzaferovic’in Türkiye lehtarı bir pozisyona sahipken, diğer adayların karşıt bir pozisyonda yer aldıkları biliniyor.

 

Dış Politikayı Akışına Bırakmamak

Makedonya, Irak ve Bosna Hersek’te gerçekleşen bu siyasi süreçler aklımıza Türk dış politikası adına bazı temel soru işaretlerini getiriyor;

  • Türkiye Bosna Hersek’te Türkiye lehtarı pozisyon alan SDA adayı Sefik Dzaferovic’in yanında, Türkiye aleyhtarı diğer adayların karşısında bir pozisyon alarak seçime yönelik sahada ve kamuoyunda herhangi bir çalışma yaptı mı?
  • Türkiye Bosna Hersek’te ayrılma karşıtı, Bosna’nın bütünlüğünü savunan ve Boşnaklar ile Türkiye’ye olumlu bakan Hırvat ve Sırp adaylar ve siyasetçilere yönelik faaliyetler yürütüyor mu?
  • Türkiye’nin Bosna Hersek’te Türkiye karşıtı bir adayın kazanma ihtimaline karşı planları ve politikaları hazır mı?
  • Makedonya’daki referandumun olası sonuçları ile ilgili Makedonya’daki soydaşlar referandum öncesinde bilgilendirildi mi?
  • Makedonya’nın AB üyesi olması durumunda Türkiye’nin Makedonya’ya yönelik planları ne olacak?
  • Türkiye Irak’ta Türkiye lehtarı isimlerin aday olması ve kazanabilmesi adına seçimlere yönelik herhangi bir çalışma yaptı mı?

Bu sorulara Türk dış politikasının olumlu seyri adına olumlu cevaplar verebilmek neredeyse zor. Türkiye’nin tarihsel arka planı ve devlet geleneği ekseriyetinde dış politikasında kısa, orta ve uzun vadeli ölçekli planlarla hareket edip, bölgesel siyasal gelişmeleri akışına bırakmaması, sahada müdahil olması ve sonuç odaklı hareket etmesi gerekir.

Türkiye’nin bölgesel güçten küresel bir güce evriminin yanı sıra ulusal ve uluslararası güvenlik, çıkar ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesinin yolu aynı zamanda etki alanındaki hükümetler ile uyumlu çalışabilmesinden geçmektedir. Bu nedenle Balkanlar, Orta Doğu ve Orta Asya fark etmeksizin, bu coğrafyalardaki siyasi seçimler de, yapmış olduğumuz kültürel ve insani çalışmalar kadar hatta daha fazla önemlidir.

Mevcut bu dönemlerde Türkiye bu ülke seçimlerinde kendi adaylarını çıkarabilmeli, Türkiye lehtarı adayları hem saha hem de kamuoyu nezdinde destekleyebilmeli, propoganda süreçlerini yönetebilmelidir. Bu politika; ABD ve çeşitli devletlerin büyükelçi ile kurum ve kuruluşlarının yapmış olduğu faaliyetler incelendiğinde o devletlerin içişlerine karışmak değil, coğrafyadaki tüm devlet ile toplumların menfaatlerini korumak olacaktır.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 05.10.2018

Kaynak: https://www.sirhaber.com/dis-politikayi-akisina-birakmamak

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir