KUZULARIN SESSİZLİĞİ: BM-ABD

*15 Temmuz FETÖ Darbe Girişimi

*Katalonya ve Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Referandumu

*Suriye ve Irak’ın Bölünme Süreci

*PKK ve DAEŞ Terörü

*Mülteci Krizi

*Katar Krizi

*Arakan ve Gazze Katliamları

*Kuzey Kore Gerilimi

Son dönemde Türkiye’yi ve dünyayı etkileyen birçok ulusal ve uluslararası krizin arkasında yaptıkları ve yapmadıklarıyla neredeyse hep BM ve ABD var. Dünya yakın dönemde; terör, iç savaşlar, insani krizler, siyasi istikrarsızlık ve bölünmeler, son olarak da ekonomik krizler gibi uluslararası ilişkileri bütünüyle ilgilendiren sorunlarla boğuşuyor.

Uluslararası ilişkiler ile dış politikanın iç politikayı doğrudan ilgilendirdiği günümüz siyasetinde, ulusal bir kriz uluslararası bir krize dönüşüp, bölgesel ve küresel tüm aktörleri etki alanına alabilmektedir. Böyle bir konjonktür de; Irak ve Suriye kaynaklı DAEŞ terörüne, mülteci krizine, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin bağımsızlık referandumuna ve Arakanda ki gibi insani krizlere mikro ve bölgesel bir bakış açısıyla bakmak yeterli görünmemektedir. Örneğin; geçmişten günümüze “uluslararası bir belaya” dönüşen DAEŞ; Irak merkezli olarak ilk ortaya çıkışında doğru okunamamış, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından “öfkeli çocuklar” olarak adlandırılmıştır. Öfkeli çocuklara müdahale edilmemesi sonucunda başta Türkiye olmak üzere Irak ve Suriye kan gölüne dönmüş, hatta terör Avrupa ve ABD’ye de sıçramıştır. Irak ve Suriye siyasal açıdan bölünmelere uğramış, bölgede terör ve mülteci krizi gibi insani krizler baş göstermiştir.

Mikro bağlamda DAEŞ terörü, makro bağlamda Arap Baharı bölgede siyasi istikrarsızlığı arttırdığı gibi, DAEŞ ile “sözde” mücadele eden Irak’ta Peşmerge gücü ile Mesut Barzani’yi, Suriye’de ise PYD-YPG terör örgütü ile Salih Müslim’i ön plana çıkarmıştır. Ek olarak ABD ve İsrail tarafından bu aktörlerin bölgedeki nüfuzu siyasal ve askeri bağlamda da arttırılmıştır. Barzani liderliğinde Kuzey Irak’ta gelişen referandum işte bu eksende gelişen bir süreç olmuştur.

Bugün Kuzey Irak referandumu işte DAEŞ’in ilk ortaya çıkışında olduğu gibi hem uluslararası çevrelerce hem de Türkiye’de birçok tarafça doğru analiz edilememektedir. Tunus’lu seyyar satıcı Muhammed Buazizi’nin kendini yakması Arap Baharı için nasıl bir domino etkisi oluşturduysa, Kuzey Irak referandumu da küresel ölçekte tüm devletler adına büyük risk oluşturan bir domino etkisine sebep olabilir. Bu tespitin doğruluğunu Katalonya da görmek mümkündür. İskoçlar da beraberinde gelmektedir. Olası etkilere biraz daha örnek vermek gerekirse; bugün başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde, ulus devletler bünyesinde azınlık toplumlar yaşamaktadır. Bağımsızlık referandumlarının çoğalması birçok azınlık toplumu daha da hareketlendirecektir.

Irak’ta Kürtler bağımsızlık referandumuna giderken Türkmenlerin de kaderini tayin etmesi gerekebilir. Avrupa’da ayrılık isteyen azınlıklarla ilgili yapılan kamuoyu araştırmalarına göre; Almanya’da Bavyera eyaleti %26, Bosna’da Sırplar %54, İspanya’da Katalonya bölgesi %44, Bask bölgesi %31, Galiçya %3, İngiltere’de İskoçlar %40, İtalya’da Venedik/Veneto %56, Sardunya ise %41 oranında bağımsızlık talep etmektedir. Ayrıca sınırlarımızdan başlayarak; Bulgaristan ve Yunanistan da Müslüman Türk azınlıklar, Makedonya’da Müslüman Türk ve Arnavut, İran’da ise Müslüman Güney Azerbaycanlı azınlık toplumlar yaşamaktadır. Yine ABD’de California eyaleti, Fransa’da Korsika adası, Belçika’da ise Flamanlar bağımsızlığı dillendirmektedirler.

Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin bağımsızlığını kazanması ve buna izin verilmesi, domino etkisi yaratabilir ve dünyada yukarıda saydığımız birçok azınlığın bağımsızlığını talep ettiği küresel bir soruna dönüşebilir. Birçok ülkede iç savaş tehdidi yaşanabileceği gibi bu sorun, hem ulusal hem de küresel bağlamda siyasal istikrarsızlıkları da beraberinde getirecektir. Devletler yani ideolojiler arasındaki çatışmalar, referandum girişimleriyle kültür farklarından kaynaklanan çatışmalara yerini bırakabilir. Olası senaryo biraz da Samuel Huntington’un “Uygarlıklar Çatışması” tezini bize hatırlatmaktadır. Böyle bir ortamda çözüm uluslararası hukuk normlarının uygulanması ve BM’nin devreye girerek, yeni normlar ortaya konmasıdır.

Sınırlarında azınlık gruplar barındıran ülkeler bir uluslararası dayanışma grubu oluşturup, BM de öncü çalışmalara imza atabilirler. Yine Kürt, Alevi, Suriyeli gibi birçok azınlık toplumun bir arada yaşadığı Türkiye de böyle bir oluşumda öncü ülkelerden olmalı ve Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi referandumunun Türkiye’ye etki edebileceği olumsuzlukları doğru öngörmelidir. Türkiye hâlihazırda uyguladığı Irak’ın toprak bütünlüğünü savunma politikasını sürdürmeli, bunu uluslararası bir politika olarak da devam ettirmelidir.

Uluslararası hukuk normlarına göre bağımsızlık ve bağımsızlık referandumlarıyla ilgili yorum yapılabilmesi adına iki önemli savunu mevcuttur. Maddelerin ilkine göre; uzun bir süre bir manda veya sömürge ülkesi olan toplumlar-devletler referandumla bağımsızlık kazanabilirler. İkincisine göre ise bir iç savaş ile merkezi otoritesi dağılmış devletler de bulunan toplumlar-devletler referandum ile bağımsızlık kazanabilirler. İlgili uluslararası hukuk normlarına göre Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin referandumu değerlendirilirse, sömürge maddesinin geçerli olmadığı görülür. İkinci maddeye göre; Irak’ta bir savaş yaşansa da sonrasında Bağdat merkezli bir otorite kurulmuştur. Bu nedenledir ki iç savaş maddesi de Kuzey Irak için geçerli değildir. Bu doğrultuda söylenebilir ki uluslararası hukuk normlarına göre Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin referandumu meşru değildir.

Uluslararası hukuk normları her ne kadar uluslar ve devletler üstü normlar olsa da, ulusları ve devletleri temsil eden BM’nin bu normları birçok defa çiğnediği ya da uygulamadığı da olmuştur. Bunlara örnek olarak İsrail’in kuruluşu, Filistin Gazze, Suriye ve Arakan da ki katliamlar apaçık ortadır. İsrail’in doğrudan, ABD’nin ise arka planda desteklediği Kuzey Irak referandumuna BM’nin sessiz kalıp kalmayacağı ve BM’den karar çıkıp çıkmayacağı da az çok tahmin edilebilmektedir. Bu noktada Türkiye gibi bölgesel bir liderin bölgesel ittifaklar yani Bağdat rejimi ve İran ile ortak hareket etmesi son derece reel politik bir hamledir. Türkiye bu reel politik hamlesini gerekirse askeri bir hamleyle de taçlandırıp, sınırlarının ötesindeki referandum çığlıklarının sınırlarının içine taşınmasını önceden engellemelidir.

Yazının başlığına gelince; hani bir film vardı bir seri katili anlatan “Kuzuların Sessizliği.” Yazımızla ortak noktası şu; bugün Arakan da, Gazze de, Suriye de insanlar modern seri katillerle katledilirken, bazı toplumlar bağımsızlık hayalleriyle kaosa çekilirken buna sessiz kalan BM ve ABD de bu suça ortak değil midir? Sanırım adlarının “Buffalo Bill” olmasına gerek yoktur.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 13.10.2017

Kaynak: https://www.sirhaber.com/kuzularin-sessizligi-bm-abd

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir