Medeniyetler Çatışması: Sahne 2017

Yıllar yıllar önce Amerikalı bir siyaset bilimci olan Samuel Huntington 1993 yılında “Foreign Affairs” dergisinde “Medeniyetler Çatışması mı?” adlı bir makale kaleme aldı. 1996 yılında ise bu makalesini kitaplaştırdı. Huntington eserinde küresel siyaset ile düzenin artık devletler tarafından değil, “insan toplumlarının en üst düzeyde meydana getirdikleri kültürel gruplar” olan “medeniyetlerin” birbirleri arasındaki güç mücadelesi ile şekilleneceğini bir tez olarak öne sürmüştü. Huntington’ın bir diğer önemli iddiası ise; özellikle Çin’in liderliğindeki bir Konfüçyüs medeniyeti ile İslam medeniyetinin oluşturacağı bir ittifakın Batı medeniyetine karşı büyük bir tehdit oluşturacağıdır.

Yazar, iki medeniyetin arasında coğrafi kesişim noktalarında bulunan Rusya, Türkiye ve Meksika gibi ülkeleri ise “bölünük ülkeler” şeklinde adlandırmış, medeniyet çatışmasını en çok bu devletlerin etkileyeceğini ve seyrini değiştirebileceğini ileri sürmüştü. Huntington Türkiye’yi tam anlamıyla ne Batı ne de Doğu kültürüne ait bir toplum olarak sınıflandırmıştır. İslam ve Hıristiyan medeniyetini de değerlendiren yazar, İslam medeniyetinin yeniden yükseleceğini belirtmiştir.  

Huntington’a göre özellikle Soğuk Savaş sonrası ortaya çıkan uluslararası kriz ve savaşlar devletlerden ziyade medeniyetlerden kaynaklanacaktır. Yazar haklımıdır bilinmez ama tam da dediği gibi de olma seyrindedir. ABD ve Sovyetler Birliği, yani NATO ve Varşova Paktı arasında geçen mücadele döneminin sona ermesi, ABD ve Batı’nın düşman algılamalarında da değişikliğe gitmesine sebep olmuştur. Özellikle 11 Eylül saldırısı ile “Radikal İslam” hedefe konulmuştur.

Bosna Savaşı, ABD’nin ve Batı’nın Afganistan ve Irak müdahaleleri, İran’a yönelik ambargolar, Mısır’da Sisi’nin Mursi’ye yönelik askeri darbesi, Suriye ve mülteci krizi, DAEŞ terör örgütünün eylemleri, Katar krizi, Suudi Arabistan’da “Ilımlı İslam” adı altındaki operasyonlar ve bu olaylar ile bu olaylardaki ABD ile Batı medeniyetinin tavrı, İslam medeniyetine karşı örtülü bir savaş ilanının adımları olmuştur. Bu adımlara ise “Yeni Dünya Nizamı” adı verilmiştir.

Samuel Huntington’ın bir kültüre ait olmasına rağmen başka bir medeniyete geçiş yapmak isteyen bir kararsız ülke olarak tanımladığı Türkiye, Batı ve İslam medeniyeti arasındaki ciddi güç karmaşasında büyük bir bunalım yaşıyor. Bunun yanında Rusya ve Çin’in başını çektiği Asya-Pasifik bloğunun da Türkiye’nin ikilemlerinin bir parçası olduğunu söylemek mümkün.

ABD’nin de içinde yer aldığı Batı medeniyeti sadece İslam medeniyeti ile değil, diğer bir yandan Rusya ve Çin’in liderliğindeki Asya-Pasifik bloğuyla da küresel siyaset içerisinde mücadele ediyor. ABD’nin liderliğindeki Batı medeniyetinin küresel nizamı Çin tarafından Soğuk Savaş sonrasında ilk defa ciddi bir sorgulama geçiriyor. Çin “Kuşak ve Yol Projesinin” yanı sıra son Çin Komünist Partisinin kongresinde ortaya koyduğu vizyonuyla açıkça küresel nizama bir uyarı ve alternatif sundu. Çin bu hamleleriyle hem bölgesinde ve dış politikasında jeo-ekonomik ve jeo-stratejik pozisyonunu sağlamlaştırdığı gibi, hem de Batı menşeili entegrasyon projelerine karşı da “kazan-kazan” anlayışına dayalı makul derecede kabul edilebilir bir model ve vizyon önerdi.

Şüphe yok ki Çin, bu projeleriyle sadece Asya’da bölgesel hegemonyasını kanıtlamış bir devlet olmayı hedeflemiyor, ABD karşısında eşit temelli bir süper güç ve alternatif olabileceğini de kanıtlamaya çalışıyor. Çin’in bu vizyonunun hem bölgesel hem de küresel ölçekte kabullenilmeye başlandığını projeye 69 devletin ortak olmasından da anlayabiliyoruz. Bu hamlesiyle Çin bölgesinin dışında Orta Asya, Güney Doğu Asya, Orta Doğu ve Afrika’da stratejik ortaklar oluşturuyor.

ABD Başkanı Donald Trump, 5 Kasım’da Uzak Doğu seferine çıktı. Japonya, Çin, Güney Kore, Vietnam ve Filipinler ziyaretlerinde bulunacak. Trump’ın bu hamlesi, ABD’nin yeni bir Asya stratejisi ve hamleleri ortaya koyacağının göstergesi olabilir. ABD uzun bir zamandır özellikle bölgede geliştirdiği ittifaklar ve Güney Çin Denizindeki askeri varlığıyla Çin tehdidine yönelik adım atma gayretindeydi. Trump’ın bu ziyaretinin ana amacının da Çin’in yükselişini çevrelemek ve kontrol altına almak ayrıca Kuzey Kore tehdidini de ortadan kaldırmak olduğu düşünülüyor. ABD Çin tehdidine karşı bölgedeki politikasını Asya-Pasifik olarak değil Hint-Pasifik olarak temellendirmeyi planlıyor. Çin’e karşı Güney Kore, Vietnam ve Filipinler gibi devletlerin yanı sıra Hindistan, Japonya ve Avustralya ile de ittifakını güçlendirmeyi hedefliyor.

Türkiye’nin bir süredir Batı medeniyeti ile ciddi bir kriz yaşadığı ortada. Yine İslam medeniyeti içerisindeki krizlerde de Türkiye arabulucu rolü ve başta Katar olmak üzere bölgesel ittifaklarla denge kurmaya çalışıyor. Türkiye’nin Asya-Pasifik bloğuyla bir süredir yakınlaşmasının ana sebebi hem bu krizler içerisinde çok boyutlu dış politikasını geliştirerek kendine küresel nizam da ittifaklar aramak olduğu gibi hem de krizlerle birlikte azalan sermaye akışını ve yabancı yatırımcıları kendi lehine çevirme gayretidir.

Türkiye Asya-Pasifik bloğunun ve özellikle Çin’in politik, askeri, ekonomik ve kültürel yükselişinin farkında. Bu yükselişi lehine çevirmeye yönelik önemli hamleler de yapıyor. Şanghay İşbirliği Örgütüne üye olma girişimleri ve “Kuşak ve Yol Projesine” ortak olunması en temel hamleler olarak ön plana çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde açılan Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu “Kuşak ve Yol Projesinin” yani demir ipek yolunun orta kuşağını tamamlaması açısından mühimdi. Yine Türkiye, Edirne’den Kars’a yüksek hızlı bir tren yapılması için de 30 milyar dolarlık bir projeyi hedefliyor. Şüphe yok ki Marmaray, 3. Köprü ve de 3 Katlı İstanbul Tüneli gibi projeler bu küresel bilinçle yapılan projelerdi.

Batı medeniyeti ile Asya-Pasifik bloğu arasındaki “medeniyetler çatışmasında” İslam medeniyetinin ve Türkiye’nin seçimleri gelecek adına büyük önem taşıyor. Hem Batı hem de Asya-Pasifik bloğu da bunun farkında. ABD ve Batı, Mısır ile Suudi Arabistan’daki hamleleriyle İslam medeniyetinde bu güçleri yanlarına çekmeyi de hedefliyor, İran’ı çevrelemeye çalıştığı gibi Türkiye’ye karşı da örtülü bir operasyon yapıyor. Asya-Pasifik bloğu ise Pakistan, İran ve Türkiye’yi bu eksende entegrasyon projelerine dahil etmeyi hedefliyor.

Türkiye, Huntington’un da belirttiği gibi medeniyetler çatışması içerisinde iki medeniyete de dâhil olmayı hedefleyen şu an için kararını bir taraftan yana olarak seçmeyen “kararsız bir ülke” hala. Cepheler netleşirken Türkiye mevcut politikasını sürdürmekte de kararlı. Türkiye iç politikada hem terör örgütleriyle mücadele edip, hem de ekonomik, siyasi, askeri, bilimsel ve teknik, kültürel gelişimini sürdürmeye çalışıyor. Dış politikada ise Batı, İslam ve Asya-Pasifik bloğu arasındaki güç mücadelesinde bölgesel ve küresel bir güç olarak hem yerini sağlamlaştırmaya çalışıyor hem de bu kutuplardaki ittifaklarını geliştirmeye çalışıyor. Görünen o ki cepheler arasındaki mücadele derinleşirken, Türkiye kararına yönelik yeni sorgulamalarla karşılaşmaya da devam edecek.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 10.11.2017

Kaynak: https://www.sirhaber.com/medeniyetler-catismasi-sahne-2017

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir