Savaşın Adı: Recep Tayyip Erdoğan

Değerli dostlar,

Sadece millet olarak değil, ümmet olarak tarihin en zor dönemlerinden birini daha yaşıyoruz. Ülkemiz haftalardır hiç olmadığı kadar terör tehdidiyle karşılaşırken, şiarı Allah yolunda son nefesini vermek olan ecdadın torunları bizler, kirli tuzaklara ve kahpe teröre direnmeye çalışıyoruz. Cihana hükmeden bir millet, nasıl oldu da cellâdını bekler hale geldi hiç mi sorgulamıyoruz? Dostlar, biz cellâdımızı bekler isek, bizi kurban eden çok olur. Farkında değil miyiz?

İnsanlık tarihi İslam ile şereflendikten sonra birçok devlet ve birçok medeniyet kuruldu. Batı medeniyetleri içinde bulundukları küfürde boğuldu ve parçalandı. İslam medeniyetleri ve devletleri ise uzun yıllar hâkimiyetlerini sürdürüp, geleceğe nesillerini ve izlerini taşımayı bildiler. Ancak burada çok temel bir tespiti yapmamız gerekiyor. Tüm İslam medeniyetleri ve devletleri “Adalet’in ve Allah’ın yolunu” terk etmedikleri müddetçe cihana hükmettiler. Tüm İslam medeniyetleri ve devletleri “İlayı Kelimetullah” yani Allah kelamını yaymak için cihad anlayışını taşıdıkları müddetçe ayakta kalabilmişler ve müreffeh toplumlar olabilmişlerdir. Ne zaman ise bunlardan vazgeçtiklerinde küfre mağlup olmuşlardır. Allah bizlere zulmetmez. İnsanoğlu kendine zulmetmektedir.

Türkler ve Kürtler İslam ile taçlandırıldıktan sonra bu yüce dinin sancaktarları olabilmişler, Allah yolunda cenk edip, İslam’a hizmet etmişlerdir. Büyük Kürt Komutanı Selahaddin Eyyubi’den tutun da, Fatih Sultan Mehmet’e, Yavuz Sultan Selim Han’dan Ulu Hakan Sultan Abdülhamid’e kadar tek gayeleri Resullullah’ın izini takip etmek, İslam için gaza etmek olmuştur. Osmanlı’nın son dönemlerinde başlayan maddi ve manevi çöküntü Cumhuriyetin önemli dönemlerinde de devam etmiştir. Bunun ardını ise siyasi, ekonomik ve toplumsal birçok kriz ve kaos dönemleri izlemiştir. Ne zamanki bu duruma itiraz etmek için birileri baş kaldırdığında ise sonları rahmetli Adnan Menderes’in şahadeti ya da Sultan Abdülhamid’in yalnızlığı gibi olmuştur. Artık millet ve ümmet olarak bir şeyi anlamamız gerekmektedir. Bu millet ve ümmet terk ettiği ize geri dönmelidir. Türkler ve Kürtler yeniden İslam’ın sancaktarlığı altında bir araya gelmeli, ümmeti de yanına alarak safları sıklaştırmalıdır. Artık bu milletin ve ümmetin diriliş vakti gelmiştir. Bu dirilişin en önemli lideri de Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Türkiye son yıllarda tarihinin en önemli kırılma dönemlerinden birini geçiriyor. Muhafazakâr demokrat görüşüyle iktidara gelen Ak Parti ve Recep Tayyip Erdoğan, iktidarının ilk yıllarında daha çok Batı medeniyeti ile önemli ilişkiler geliştirmişti. Üst üste gelen seçim zaferleri sonrasında özellikle halk desteğini arkasına alan Erdoğan, Türkiye’yi yıllardan beri prangalara vuran virüsleri temizlemek için birçok cephede savaş başlattı. Ekonomiden yargıya, medyadan askeri vesayete kadar birçok savaşta Erdoğan galip geldi. Türkiye kendi milli sermayesini, milli yargı ve medyasını oluşturmaya başladı, darbe ve muhtıralar tarihe karıştı. Statüko bozulunca virüsler ve sahipleri tekrar harekete geçti ve bunu Gezi olayları, 17-25 Aralık darbe girişimi, terör olayları ve patlamalar izledi. Şu an hem Türkiye hem de Erdoğan, başta Paralel Örgüt olmak üzere birçok legal ve illegal güçle mücadele ediyor. Kapanlar kurulmuş, tuzaklar hazırlanmış, var güçle önce Erdoğan’ı indirmeye sonra tekrardan milletine ve ümmetine hizmet etmeye, İslam’ın sancaktarlığını eline almaya çalışan bu devleti teslim almaya, bu millete diz çöktürmeye çalışıyorlar. İstiklal Marşı “Korkma” ile başlayan bu millet ve devlet, asla kimseye diz çökmeyecektir.

Türkiye, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne yeniden İslam’ın mührünü vurmak, mazlumların hamisi, İslam’ın sancaktarı olmak için gece gündüz çalışıyor. Ülke ülke ecdad miraslarına sahip çıkılıyor. Birçok coğrafya da İslam anlatılıyor, devletimizin kültürü, dini, bayrağı öğretiliyor. Türkiye, Balkanlardan Orta Asya’ya, Kafkaslar’dan Ortadoğu ve Afrika’ya mazlumlara el uzatıyor. Türkiye ve Erdoğan, ilelebet milletine ve ümmetine hizmet edecek bir devletin ekonomisini, ordusunu, sanayisini, devlet aklı ve kadrolarını inşa ediyor. İşte amaç bunu durdurmaktadır. İmameden dağılan tesbih taneleri gibi paramparça olan bir ümmeti bir araya getirmeye çalışan Türkiye ve Erdoğan’ı diz çöktürmeye çalışıyorlar.

Dostlar bu savaş tekrardan dirilişe geçen bu milleti ve ümmeti durdurma savaşıdır. Bu savaşın adı: Recep Tayyip Erdoğan’dır. Safları sıklaştırıp, bu adamın yanında durmak bize ecdad mirasıdır. “İlayı Kelimetullah” davasıdır. Erdoğan’ı Menderes ve Abdülhamid’in kaderine terk edemeyiz. Var gücümüzle bu davaya destek olmalıyız. Bu bir parti meselesi değil, bu savaş artık bu ümmetin meselesi olmuştur.

Gecesini gündüzünü bu vatana hizmet etmek için ayıran her bir neferden Allah razı olsun. Bizler de bu millet ve devlet için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz ki gayemiz safımız belli olsun. Bu doğrultuda değerli arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum. El birliğiyle Küresel Strateji Merkezi ve Beyaz Hareket olarak bir çalışmaya daha imza atıyoruz. 27 Mart Pazar günü “Recep Tayyip Erdoğan – Türk ve İslam Dünyasında ki Yeri ve Önemi” adlı sempozyumu gerçekleştireceğiz. Siz değerli dostlarımı da hem gayesi bu vatana hizmet etmek olan Reis-i Cumhurumuzu, hem de naçizane biz dertli dostlarınızı yalnız bırakmamaya davet ediyorum.

Not: Sempozyuma kayıt yaptırabilmek için beyazhd@gmail.com’a ad, soyad ve telefon numaranızla birlikte başvuru yapabilirsiniz.

Allah’a emanet olun…

Yayın Tarihi: 24.03.2016

Kaynak: http://genclerinsesi.com/yazarlar/erdem-eren/savasin-adi-recep-tayyip-erdogan/490/

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir