Suriye’nin Kader İnşası: Astana, Soçi, Sırada Cenevre

Rusya’nın Soçi kenti tarihi bir zirveye ev sahipliği yaptı. Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin ve heyeti Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin heyetlerini üçlü zirvede misafir etti. Zirvenin ana konusu ise Suriye’nin kaderiydi.

Rusya, Türkiye ve İran’ın ortak girişimleri ve Astana süreciyle başlayan Suriye’deki ateşkes ile barışı tesis etme çabaları Soçi’deki üçlü zirveyle yeni bir boyuta taşındı. Üç garantör ülke Suriye’deki siyasi çözümün sağlanması adına önemli kararlara imza attı. Garantör ülkelerin bu kararları ve duruşları, Cenevre sürecinde de ortak bir ses olacak gibi göründü.

Zirveyle birlikte üç devlet başkanı temel olarak Suriye’de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararı çerçevesinde barış ve istikrarın tesis edilmesi konusunu değerlendirdi. Liderler bu karar ve Cenevre Süreci ile birlikte; Suriyelilerin ülkenin birliğini yeniden tesis etmeleri ve bir anayasa oluşturmalarında, yine BM’nin gözetimi altında adil ve şeffaf bir süreç doğrultusunda tüm Suriyelilerin katılacağı serbest ve adil seçimlerin yapılmasında mutabık kaldı. Ayrıca üç lider Suriye Arap Cumhuriyetinin egemenliği, bağımsızlığı, birliği ve toprak bütünlüğü konusunda taahhütte bulundu. En önemli karar ise bu görüşte olmayan siyasi girişimlere karşı durulacağı mesajıydı. Bu mesaj ABD’nin ülkede kurmaya çalıştığı Kürt Özerk Bölgesine izin verilmeyeceği şeklinde yorumlanabilir.

Suriye’de siyasi çözümün sağlanması amacıyla Soçi’de düzenlenecek Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne Suriye’nin birliği ve bütünlüğünü savunan muhalefetin, Suriye Arap Cumhuriyeti Hükümeti temsilcileri ile birlikte katılabileceği, Kongrenin tüm katılımcılarının Türkiye, Rusya ve İran tarafından istişare edilerek ortak bir kararla belirleneceği deklare edildi. Bu kararın Türkiye’nin Kongreye PYD’nin katılmaması ısrarı üzerine alındığı net okunabiliyor. Ayrıca üç ülkenin savaş sonrası Suriye’nin sosyal ve ekonomik açıdan yeniden inşasında da rol alacakları beyan edildi. Şimdi sürecin Cenevre’de devam edeceği görülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ise zirveyle alakalı önemli mesajlar verdi. Cenevre süresi öncesinde üç garantör ülkenin kalıcı bir siyasi çözüm için nasıl katkı yapacağının ele alındığını vurguladı. Soçi’de düzenlenmesi planlanan Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne siyasi çözüme katkı sunacak rejim ve muhalefet gruplarının katılması gerektiğini, PYD’nin ve benzeri terörist grupların kesinlikle yer almaması ve süreçten dışlanması gerektiğinin altını bir kez daha net bir şekilde çizdi. Türkiye’nin milli güvenlik tehdidi olan ve Suriye’nin siyasi birliğini ve toprak bütünlüğünü bozan terörist grupların meşru bir aktör olarak görülemeyeceğini belirtti.

Suriye’de insani yardımların daha hızlı ve engelsiz bir şekilde ihtiyaç sahiplerine eriştirilmesi için işbirliğinin sürdürülmesini destekledi. İdlip ve Afrin’deki sorunların giderilmesinin Suriye sorununun çözümünde önemli bir atlama taşı olacağını ifade etti. Erdoğan’ın bu ifadesi Afrin’e net bir müdahale yapılacağı umudunu ve beklentisini daha da arttırdı. Nitekim Erdoğan İdlip’te oluşturulduğu gibi Afrin’de de gözlem noktaları oluşturulacağını ve toprakların asli sakinlerinin geri dönmesinin sağlanacağını duyurdu.

Genel olarak Soçi Zirvesinin en anlamlı ve büyük önemi 15 Mart 2011’de başlayan ve neredeyse 7. Yılına girecek Suriye’deki kanlı iç savaşın bitmesi ve siyasi çözümün sağlanması adına ilk defa bu kadar net adımın atılmış olmasıdır. Astana süreciyle başlayan Suriye’de barışın sağlanması müzakereleri ilk meyvesini vermiş, 29 Aralık 2016’da ateşkes ilan edilmişti. Türkiye Fırat Kalkanı Harekâtı ile bölgede PYD/PKK ve DAEŞ terör örgütlerine karşı çok önemli bir mücadele vermiş, Azez ve Cerablus hatları arasında güvenli bir bölge tesis edilmişti. Sonrasında ise Suriye’li mülteciler bölgeye geri dönüşlere başlamıştı. Astana süreci sonrasında ise İdlip’te Türkiye yeni güvenli bölgeler oluşturmuştu. Bu gelişmeler Türkiye, Rusya ve İran arasındaki diyalogun barışa katkısını açıkça gösterdi.

Suriye’de barışı sağlayacağını ifade eden diğer bir aktör ABD ise DAEŞ’e karşı PYD/YPG terör örgütüne silah ve taktik desteğinin bu amaçla olduğunu süreç boyunca ifade etmiş, DAEŞ kalesi Rakka’dan çıkarken neredeyse alkışlarla yolcu edilmiş, şehir ve bölge başka bir terör örgütüne devredilmişti. Ancak ABD bu süreçte yine samimi olmadı, DAEŞ Suriye’den tasfiye edilirken PYD/YPG’ye silah desteği verilmeye devam edildi. Bu hamle açıkça ABD’nin Cenevre sürecinde Suriye’nin Kuzeyinde bir Kürt özerk bölgesini diretebileceğini gösteriyor. Bu konu, garantör ülkeler Rusya, Türkiye ve İran’ın Soçi’deki ortak kararlarının Cenevre’de nasıl savunulacağı konusunda da büyük bir beklenti doğuruyor. Büyük bir pazarlık ve savunma süreci bizleri bekliyor.

Sonuç olarak Soçi Zirvesini ve muhtemel Cenevre Sürecini değerlendirirsek; Türkiye’nin son ana kadar PYD/YPG terör örgütüne karşı tüm mekanizmalarda karşı durduğunu ve duracağını net bir şekilde görüyoruz. Türkiye milli güvenlik tehdidi olarak gördüğü PKK’nın sınırlarının yanı başında bir terör devleti oluşturmasına asla da izin vermeyecek, vermemelidir de. Bu konuda Soçi Zirvesinde Rusya ile İran’ın da ortak görüşler taşıdığı görülüyor. Hatta Esad’ın da PYD’ye karşı bir görüşte olduğu ifade ediliyor. Cenevre süreci öncesinde İdlip ile Afrin’de PYD/YPG’nin nüfuz alanının tamamen ortadan kaldırılması üç ülke adına önemli bir kazanım olacaktır. Menbiç ve Doğusundaki ABD varlığı bu bölgeye bir askeri müdahaleyi ise şu aşamada imkânsız kılıyor.

Cenevre sürecinin Türkiye adına en önemli kazanımı ise Suriye sınırları içerisinde yaşayan Suriyeliler ile Suriye dışında yaşayan mülteciler olmak üzere tüm Suriyelilerin siyasi çözüm noktasında en önemli aktörlerden olacağıdır. Bunun ana nedeni bölgede sesini çıkartan diğer tüm ülkelere karşı Türkiye’nin Suriyelilere ilk ve daima elini uzatan tek ülke olmasıdır. Türkiye’deki mültecilerin Suriye’deki anayasa yapım ve seçim sürecinde mevcut nüfuslarıyla etkili olacaklarını düşünürsek, Türkiye Suriye’nin siyasi kaderini belirlemede büyük bir gücü elinde tutuyor denebilir. Türkiye’nin bu süreci Türkiye’deki ve Suriye’deki siyasi ve sivil toplum mekanizmalarıyla çok iyi yönetmesi, Suriyelilere kendi lehlerine ve Türkiye’nin lehine olan durumları net bir şekilde anlatması gerekiyor. Sonuç olarak Suriye’nin kaderi için son dönemeç Cenevre sürecidir ve burada Türkiye’nin net bir duruş daha sergilemesi gerekmektedir.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 24.11.2017

Kaynak: https://www.sirhaber.com/suriye-nin-kader-insasi-astana-soci-sirada-cenevre

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir