Yazılar

Yerel Seçimler: İttifaklar, Beka Sorunu ve Yerel Yönetimlerde Mental Dönüşüm

Yerel seçimlere haftalar kala mitinglerle beraber proje tanıtımları ve tartışmalar da alevlendi. Genel olarak 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine benzer bir atmosfer ile cepheleşme yaşanıyor. Cumhur İttifakında AK Parti ile MHP aynı safta ortak adaylarla mücadele ederken, Millet İttifakı ise bir önceki seçimlere göre farklı bir strateji güdüyor.

CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve HDP Cumhur İttifakına karşı aslında aynı safta olsalar da bunu farklı söylemlerle doğrudan değil dolaylı olarak dile getiriyorlar. Tabii ki burada asıl sorun HDP. Bu üç partide HDP ile aynı safta olduklarını dile getirmeye çekinseler de, HDP aday çıkarmadığı illerde Cumhur İttifakına karşı oy kullanılacağını dile getirerek aslında Millet İttifakını desteklediğini beyan ediyor.

 

Millet İttifakı: Asıl Olmayanların İttifakı

24 Haziran 2018 Genel Seçimleri ve Cumhurbaşkanlığı Seçimleri öncesinde Türkiye siyaseti iki farklı ittifakla tanışmıştı. Bir tarafta daha homojen bir yapıya sahip olup tabanları da birbirine yakın olan ve aslında tabiri “millet olan” AK Parti ile MHP’nin oluşturduğu “Cumhur İttifakı”; diğer tarafta oldukça heterojen duran tabanları da birbirine zıt görünen; CHP, İyi Parti, Saadet Partisi ve belirli oranlarda ittifakla ortak hareket eden HDP’nin içinde bulunduğu “Millet İttifakı”.

Cumhur İttifakı kazandığı seçimlerle doğal ve başarılı bir ittifak olduğunu kanıtladı ancak Millet İttifakı siyaset bilimi bakımından oldukça klinik bir vaka. Yıllar içinde bütün ittifak üyeleri kuruluş amaçlarının ya da söylemlerinin aslına bir olmayan hallere dönüştü. CHP Mustafa Kemal Atatürk ve Halk ile aslı bir olmayan; Saadet Partisi Necmettin Erbakan’la aslı bir olmayan, HDP Kürt vatandaşlarla aslı bir olmayan ve son olarak İyi Parti ise İyilik ile aslı bir olmayan…

            Devletin kurucu kadrosunun partisi olan CHP tarihsel olarak giderek darbeleri meşru gören, daha çok elit bir kesimin partisi olan, FETÖ ve PKK gibi terör örgütlerine bile tavır alamayan bir parti oldu. Necmettin Erbakan’ın partisi Saadet Partisi ise Erbakan’a 28 Şubat zulmünü yaşatan bir zihniyetle ortak değil mi? HDP Kürt vatanların partisi olarak lanse edilse de bugüne kadar PKK ile işbirliğini bırakıp Kürt vatandaşlarımızın hangi sorununu dile getirdi? İyi Parti ise daha kuruluş dönemlerinde adı ve kadrosu FETÖ ile ilişkilendirildi.

 

Yerel Seçimler ve Beka Sorunu Tartışmaları

Yerel seçim propagandalarında bir konu var ki hem mitinglerde hem de televizyon programlarında loto oyununa döndü. O da beka sorunu. Genel olarak Cumhur İttifakı yerel seçimlerde ittifak kazanmazsa ya da Millet İttifakı kazanırsa ülkede bir beka sorunu yaşanacağını dile getiriyor. Millet İttifakı ise böyle bir sorunun olmadığını dile getiriyor. Aslında iddia sahibi Cumhur İttifakı üyelerinin bu konuyu açıkça doğru anlatamadığı da görülüyor.

31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinden Cumhur İttifakı değil de Millet İttifakı daha güçlü bir kazanımla çıkarsa ülkede beka sorunu yaşanabilir mi yaşanabilir. Nasıl? “Yerel seçimler ve beka sorunu” ilk etapta anlamsız gelebilir ancak 2 ana temeli var;

  • İlki “Doğu ve Güney Doğu’daki” belediyelerin yine HDP’nin eline geçmesi neticesinde bölge genelinde “çukur ve hendek olaylarına” neden olan süreç PKK eliyle tekrardan yaşatılmaya çalışılabilir.
  • İkincisi “Cumhur İttifakında” özellikle AK Parti’nin oylarında yaşanacak büyük bir kayıp “erken genel seçim” tartışmalarını doğal olarak alevlendirecektir. Bu tartışma ve istikrarsızlık ortamı FETÖ ve PKK ile ve de ekonomik olarak sürdürülen ulusal ve uluslararası mücadeleyi büyük bir sekteye uğratacaktır. Çünkü Millet İttifakının ana gündem maddeleri FETÖ ve PKK ile mücadele etmek değildir. Zaten ittifak bu örgütlerle büyük oranda içli dışlıdır.
  • Üçüncüsü Türkiye’nin ana muhalefet partisinin, Atatürk’ün partisi CHP’nin genel başkanının YPG’yi dolayısıyla PKK’yı tehdit olarak görmemesi bile büyük bir beka sorunudur.

 

Yerel Yönetimde Mental Sorunlar ve Projelere Yansımaları

Partilerin ve belediye başkan adaylarının yerel seçimlere yönelik söylem ve projelerine bakıldığında birçoğu halka hizmet amacıyla özellikle önemli tesis projelerini öne sürüyorlar. Amaç ve iyi niyet doğru ama gerçekçi mi? Belediyelerin birçoğu bugün çok ciddi borç yüküyle boğuşurken, yeni gelen ya da devam edecek yönetimler bu borç yükü içerisinde büyük tesis projelerini nasıl yapacaklar nasıl kaynak yaratacaklar? Buna cevap verilmiş değil ya da dile getirilmiyor.

Yerel yönetimlerde halka hizmetin yalnızca tesisleşmenin ve yerel hizmetin arttırılmasından geçmediğinin anlaşılması gerekiyor. Bunun yolu da hem belediyenin hem de vatandaşın gelirini arttırıcı projelere odaklanılması. İlk olarak yerel yönetimlerde mental bir değişiklik şart. Belediyeler sadece belirlenen ya da tayin edilen bütçenin harcanacağı ya da idare edileceği kurumlar olarak görülmemeli. Ulusal ve uluslararası projelerle gelir arttırıcı kurumlar olarak da idare edilmeli. Ulusal çapta model olabilecek çözümler getirmeli, uluslararası fonlara daha çok başvurmalı, uluslararası yerel yönetim model, hizmet ve projelerini daha doğru analiz edebilmeli…

Belediyeler sahip oldukları bütçelerle merkezi bütçeden ciddi bir pay almakla birlikte devlet gelirleri ya da vatandaşların vergilerinde ciddi bir yeri kaplıyorlar. Bu manada yerel bütçenin iktisadi doğrularla yönetilmesi merkezi bütçenin performansını da doğrudan etkilediği gibi vatandaşın devletle karşılaştığı ilk birimler olarak belediyelerin başarısı vatandaşında refahını büyük oranda belirliyor. Bu nedenle belediyelerin ellerindeki bütçeleri sadece klasik belediyecilik hizmetleriyle harcaması aslında merkezi bütçeyi de olumsuz etkilediği gibi vatandaşın refahını arttırabilecekken vatandaşla merkezi idare arasında bazı temel sorunlara da neden oluyor.

Günümüzde vatandaşın refahını doğrudan ilgilendiren konuların başında; gelir seviyesi, devletin sosyo-kültürel politikaları ile güvenlik ortamı gibi konular geliyor. Yerel yönetimler genel olarak kendilerini devletin sosyo-kültürel politikalarının yerelde hizmete dönüşmesi ekseninde konumlandırsalar da diğer konularda da aktif olmaları gerekiyor. Ki sosyo-kültürel politika ve projelerde büyük bir eksiklik ve plansızlık göze çarpıyor. Belediyelerin il ve ilçe yapısına uygun hazırlanmış kısa, orta ve uzun vadeli sosyo-kültürel plan ve projeleri de mevcut değil. Sosyal yardımlar ve kültürel faaliyetler gibi çalışmalar da belirli bir tekdüzelik de gerçekleştiriliyor.

Güvenlik gücü her devlette merkezi idarenin elinde bulunan bir tekeldir federal devletler hariç. Güvenlik daha çok siyasi erkin elinde bulunması gerektiğinden kasıt belediyelerin güvenlik ortamına katılmaları değil. Ancak belediyeler vatandaşın daha güvenli bir şehir yapısında yaşamalarına imkân sağlayabilirler. Bu noktada emniyet güçleri ile koordineli olarak gerekli sorunlu bölgelerde TOKİ veyahut ilçelerdeki mevcut iş adamları gibi paydaşlarla kentsel dönüşümü fiziken ve manen yapabilirler.

Yine vatandaşın gelir seviyesini arttırıcı ve refahını doğrudan ilgilendiren önlem ve projeler de belediyelerin görev alanlarına giren konulardır. Burada sadece vatandaşa gelir ya da istihdam sağlamak da söz konusu değil. Gider azaltıcı politikalar ve projelerle de vatandaşa maddi katkı sunulabilir. Yakın dönemde en güzel örneklerin başında “tanzim satışlar” geliyor. Uygun fiyatlarla sunulan ürünler aslında vatandaşın parasının en azından bir kısmının cebinde kalmasını sağlamadı mı?

Ezcümle ülkemizdeki yerel yönetim anlayışının çevresel ve sosyal hizmetlerin yanı sıra alt ve üst yapı çalışmaları gibi teknik ve tesissel anlayıştan daha stratejik, pratik ve çözüm odaklı modern bir mental yapıya dönüştürülmesi şart gibi görünüyor. Mevcut bu dönüşüm hem yerel bütçenin daha doğru kullanılmasını süre gelen ekonomik şartlarda sağlayabileceği gibi hem de vatandaşa maddi ve manevi büyük bir kazanım sağlayacaktır.

Erdem EREN

Tarih: 08.03.2019

Yerel Seçimler: Kritik Hususlar ve Beklentiler

1856 Tanzimat Fermanı ve devrine kadar ülkemiz topraklarında yerel yönetim ya da belediye kavramı ne isimsel ne de kurumsal anlamda henüz olan bir şey değildi. Bugün belediye hizmeti olarak sayılan birçok hizmet dönemin vakıfları ve vatandaşın görevlendirdiği kimselerce yapılırdı. Önce Tanzimat devri ve Islahat fermanı, sonrasında ise 1908 tarihli İkinci Meşruiyet ile birlikte yerel yönetim ya da belediye kavramı yavaş yavaş kurumsal olarak hayatımıza girmeye başladı.

Bu dönemde yaşanan en önemli gelişme ise 1854 yılında yayınlanan nizamname kurulan ve ilk yerel yönetim örgütü olan “İstanbul Şehremaneti” oldu. Modern anlamda ilk belediye ise 1857 yılında Paris model alınarak Beyoğlu ve Galata civarında kurulan “Altıncı Daire-i Belediyye” olmuştur. İşte o tarihlerden beri belediyeler vatandaşa hizmet noktasında onlara en yakın birimler olarak hayati önem taşımaktadır.

Zaman içerisinde belediyelere anayasal olarak çok farklı anlamlar ve görevler yüklenmiştir. Örneğin Cumhuriyet döneminin en önemli yerel yönetim yasalarından biri olan 1930 tarihli 1580 sayılı Belediyeler Yasasında; Sağlık ve sosyal yardımdan bayındırlığa, kolluk ve itfaiye faaliyetlerinden kültür ve eğitime, tarım ve veteriner işlerinden ulaştırma ve ekonomik konulara 202 belediye görevi sayılmıştır. Nitekim günümüzde geçerli olan Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve Belediye Kanununda da belediyelerin görevleri genel olarak bellidir.

Gelelim günümüze…

Bugün başta İstanbul ve Ankara olmak üzere Türkiye’nin en önemli metropollerinde uzun yıllara dayanan bir AK Parti belediyeciliği gerçeği var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı ile başlayan bu süreçte, İstanbul ve Ankara gibi büyük kentler ve ilçe belediyeleri ile diğer kentlerde alt yapı ve üst yapısal birçok değişimin olumlu manada yaşandığını gördük. Eski İstanbul’un susuz günleri ve çöp dağları tarihin tozlu sayfalarında kaldı örneğin.

Bugün AK Parti belediyelerinin sosyal ve teknik hizmetlerine diğer parti belediyelerinin ki özellikle CHP belediyelerinin erişemediğini o il ve ilçede yaşayan ve AK Partili olmayan vatandaşlarında kabul ettiğini sıkça duyuyoruz. Ancak 16 yıldır AK Parti’nin CHP’nin de kalesi olarak nitelendirilen bazı il ve ilçe belediyelerinde seçim zaferi ilan edemediğini de gördük. Üstelik “31 Mart Yerel Seçimleri” AK Partinin elindeki mevcut belediyeleri koruması adına da oldukça kritik. Peki neden?

31 Mart Yerel Seçimlerini Çok Daha Kritik Yapan Nedenler…

“31 Mart Yerel Seçimlerini” önceki yerel seçimlere göre daha kritik yapan bazı geniş sebepler var. Başlıca bunlar;

  • Vatandaşların yerel yönetimlerden tarihsel beklentilerinin değişmesi,
  • Ekonomideki döviz, enflasyon ve borçlanma gibi olumsuz gelişmelerin etkisi,
  • Yanlış aday tercihleri,
  • Yerel yönetim idarecilerine karşı yıllar içinde biriken tutum,
  • FETÖ ile irtibatlı adaylar…

İlk olarak Osmanlı’dan günümüze ya da yakın dönemde AK Parti belediyeciliği diye adlandırılan anlayışa yönelik vatandaş beklentisinin büyük oranda değiştiğini görüyoruz. Vatandaş genel manada örneğin eski İstanbul’un olumsuz yanlarını unutmasa da, günümüzde sunulan hizmetlere de alıştı ve bunları da normalleştirdi. Belediyelerce yapılan alt yapı ve üst yapı faaliyetleri kaba tabirle kanalizasyon, çöp toplama, ulaşım, park ile yeşillendirme faaliyetleri, sosyal tesisler ve sosyal yardımlar vatandaşlarca zaten yapılması gereken hizmetler olarak görülüyor.

Peki, vatandaş belediyelerden daha başka neler bekliyor diye sorulduğunda; Karşımıza ekonomik ve sosyo-kültürel beklentiler çıkıyor. Vatandaş artık eskiye oranla yerel yönetimleri daha fazla istihdam merkezi görüyor. Ya da belediyelerin kendisinin sosyal ve ekonomik gelişimine katkı sunmasını bekliyor. Sosyo-kültürel açıdan ise daha rahat erişebileceği ve daha sık faydalanabileceği sosyal ve kültürel hizmetler bekliyor.

Peki, vatandaş belediyeler ve idarecilerin nelerinden rahatsız oluyor? İlk olarak yukarıda sayılanlara cevap bulamaması ilk büyük rahatsızlık. Vatandaş belediye ve idarecilerden ilk olarak iş ve istihdam ile sosyal ve ekonomik yardım talep ediyor. Sıkıntılarına çözüm aranmasını ve kapının kendisine daima açık olmasını istiyor.

Bunların yanında vatandaşı en çok rahatsız eden husus, yıllar içinde bir kere bile yüzünü göremediği ve dokunamadığı belediye başkanlarına veya başkan yardımcıları ile idarecilere karşı içinde biriken tepki. Yanlış yapılan hizmetler, yerel idarecilerin halka mesafeli duruşu veya lüks tutumu, geçmişte ya da bugün FETÖ ile bağının olması, halk tarafından tanınmaması, ilçe ya da ilin sosyo-kültürel yapısına uygun olmaması yani yanlış aday olması da vatandaşın tepkisini arttıran diğer hususlar. Aday tercihlerinde partilerin en çok dikkat etmesi gereken başlıklar bunlar.

31 Mart ve 7 Haziran Arasında Benzerlikler…

7 Haziran 2015 seçimleri ile sonuçları hepimizin malumu. 31 Mart 2019 yerel seçimleri ile 7 Haziran 2015 genel seçimleri arasında bazı benzerlikler var. Vatandaş nabzı ölçüldüğünde iki seçim öncesinde de vatandaşın tavrı büyük bir bilinmezdi. O dönemin iç dinamikleri bugün dinamikleri farklı olsa da temel bazı benzerlikler var. Bunları aday tercihleri ve sosyo-ekonomik sıkıntılar üzerinden temellendirmek gerekiyor.

7 Haziran seçimlerinde vatandaş ve kamuoyu tarafından en çok sorgulanan husus milletvekili aday listeleriydi. Özellikle listelerde bölgede çok tanınmayan, vatandaşın ve bölgenin nabzını yansıtmayan adaylar, seçim sonucunu da büyük oranda etkilemişti. Bugünde benzerinin olduğuna dair eleştiriler yükseliyor. Örneğin; bazı illerde “Cumhur İttifakı”nın ortak aday çıkarmaması, çıkarılan bazı adayların geçmişte FETÖ ile bağlarının bulunması, isimlerinin kamuoyunda çok yıpranmış olması ya da aday gösterildikleri ile ve bölgeye dair projelerinin olmaması vatandaşı 7 Haziran’a benzer şekilde rahatsız eden en önemli konular.

İkinci en önemli konu ise; vatandaşın sosyo-ekonomik tutumuyla ilgili. 7 Haziran’da vatandaşın en çok tepki gösterdiği konuların başında hem ekonomik durgunluk hem de açılım sürecinin rahatsızlıkları yatıyordu. Bugünde vatandaşın en belirsiz tutumu ekonomik sıkıntılara ne tepki vereceğine yönelik.

Hem aday odaklı hem de ekonomik sıkıntılar temelinde 7 Haziran sonuçlarının yaşanmaması için partilerin ve özellikle de “Cumhur İttifakının” hem doğru adaylara yönelmesi hem de sosyo-ekonomik bazı hamleleri seçim öncesinde yapmaları gerekiyor. Olası kötü sonuçlar hiç istenmese de erken genel seçim gibi muhalefetin hayalini kurduğu atmosferi ülkemize yaşatacaktır ki bu da mevcut siyasi ve ekonomik koşullarda ülkemiz istikrarı için en kötüsü olacaktır.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 07.12.2018

Kaynak: https://www.sirhaber.com/yerel-secimler-kritik-hususlar-ve-beklentiler