Yazılar

16.12.2017 – Balkan Günlüğü Gazetesi – “Orta Doğu’dan Balkanlar’a: Kuşatma, Direniş ve Türkiye” Adlı Yazım Yayınlandı

İslam İşbirliği Teşkilatı Çarşamba günü Kudüs gündemli olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla İslam dünyasından birçok devlet İstanbul’da bir araya gelirken,  48 ülkenin temsil edildiği zirvede 16 liderde hazır bulundu. Bunlardan en ilgi çekici olanı ise sosyalist bir ülke olan Venezüela’nın lideri Nicolas Maduro’ydu. İslam dünyasından Suudi Arabistan ile Mısır’ın lider düzeyinde katılmaması ise en dikkat çekici noktaydı.

Zirve olağanüstü olduğu gibi kararları da olağanüstü oldu. Güçlü bir kınama dışında kimse İslam İşbirliği Teşkilatından bir haykırış beklemiyordu. Tam tersi oldu ve zirveden ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesine yönelik sert bir itiraz geldi. Hem bu itiraz hem de İsrail’in bir işgal ve terör devleti olduğu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm dünyanın gözü önünde salonda yankılandı. Zirvenin sonucuna gelecek olursak, duygusal değil akılcı kararlar tercih edildi.

Biliyoruz ki dini hassasiyetleri olan herkes bırakın Kudüs’ü Orta Doğu’daki Siyonist İsrail’in varlığından rahatsız. İsrail’in ilk Kıblemizin, Peygamber Efendimizin Miraca yükseldiği yerin olduğu Mescid-i Aksa ve Kubbet-Üs Sahra’nın yakınlarına bile ayak basmasını istemeyiz. O yüzden bu zirveden ABD ve İsrail’e yönelik ekonomik bir ambargo, siyasi ve askeri yaptırımlar çıkmasını isteyende oldu. Ancak bu çıkmadı. Bunun gerçekle uyuştuğunu parçalanmış İslam dünyasını göz önüne aldığımız da söyleyemeyiz.

Zirvenin sonuç bildirisinde;

-Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletinin tanındığı ilan edildi.

-Dünyanın tüm devletlerine Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıma çağrısı yapıldı.

-ABD Başkanı Trump’ın kararı kınandı.

-BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu’na harekete geçme uyarısı yapıldı.

Zirvenin sonucunu takiben Çin, Rusya, Slovenya, İskoçya gibi farklı ülkelerden zirvenin sonucunu destekler tepkiler çıktı. Zirve’de ısrarla BM’nin 1980 yılındaki 478 sayılı kararına atıfta bulunuldu. ABD’nin de kabul ettiği o karar İsrail’in başkentinin Tel Aviv olduğunu, yine İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal edemeyeceğini vurgulayan bir karardır. BM vurgusuyla İslam İşbirliği Teşkilatı uluslararası arenadaki desteklerini de çoğaltmış oldu. Uluslararası kamuoyuna doğru bir kanaldan hitap edilmiş de olundu. Bu açıdan zirvenin kararları rasyoneldir denebilir.

Teşkilatın bu kararlarıyla şunların farkına da varmak gerekir. Başta Türkiye olmak üzere İslam devletleri İsrail-Filistin sorununun zaman içerisinde çözümüne yol bırakmış, ancak Doğu Kudüs’ün yani İslam dini için en kutsal bölgelerden birinin hiçbir zaman İsrail’e bırakılmayacağına vurgu yapmış, bu savunmayı şimdiden duyurmuştur.

Gelelim Kudüs’ün Türkiye için önemine; Kudüs Türkiye için sadece bir manevi öneme sahip bir yer değildir. Aynı zamanda bir beka sorunudur. Bugün ABD-İsrail şer ittifakı Mısır’da yapılan darbe gibi Suudi Arabistan veliahdı üzerinden Suudi Arabistan üzerindeki kontrol mekanizmasını kuvvetlendirmiş, İran’a karşı Orta Doğu’da kılıç çekmiş, Irak’ta Barzani üzerinden bir bölme oyununa girişmiş, Suriye’de PYD kartıyla Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşturmuş, Katar gibi ülkeleri ambargolarla boyun eğdirmeye çalışmıştır. İşte Kudüs hamlesini bu plandan ayrı göremeyiz. Kudüs hamlesiyle Orta Doğu’daki saflar daha belirgin hale gelmiş, yeni bir kaosun fitili ateşlenmiştir. Söndürülmezse Orta Doğu yeni bir savaşa gebe kalabilir.

Orta Doğu’nun istikrarsızlaştırılması, Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye yönelik hamlelerin yapılması herkesten evvel Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çıkarlarına terstir. Tüm bu hamleler Türkiye’yi bölgede daha da kuşatma hamleleridir. İşte Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı ve Rusya ile İran gibi ülkelerle giriştiği işbirlikleriyle bu kuşatmayı yarmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin Kudüs haykırışını bu pencereden de izlemek gerekmektedir. Peki, Türkiye’ye yönelik kuşatma sadece Orta Doğu’da mı? Ya Balkanlar?

Balkanlar: Kuşatma, Direniş ve Türkiye

Orta Doğu gibi Balkanlar’da yüzlerce yıldır hâkimiyet alanımızda bulunan; Türk, Arnavut, Boşnak, Torbeş, Rum, Makedon, Bulgar demeden kardeşlik ikliminin hâkim olduğu, refahın ve barışın olduğu bir coğrafyaydı. Bugün Balkanlarda Türkler gibi, önemli bir etnik kimliğe sahip olan Arnavutlar ve Boşnaklar gibi Müslüman kardeşlerimiz yaşamaktadır. Türkiye’nin Orta Doğu’da nasıl mezhep kavramını reddettiyse, Balkanlarda da etnik yaklaşımı reddetmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin Balkan politikasının Orta Doğu gibi revize edilmesi gerekmekle birlikte; etnik temelli değil daha bütüncül hem Balkanlardaki tüm İslami toplulukları hem de tüm Balkan halklarını kapsayıcı olması gerekmektedir. Türkiye’nin ABD ile güç mücadelesi, Rusya ile pazarlık sahası sadece Orta Doğu mu olmak zorundadır? Ya Balkanlar? Bugün Bulgaristan ABD ile Rusya’nın güç mücadelesine şahittir. Yunanistan ABD ve İsrail ile ciddi oranda yakınlaşmıştır. Makedonya’da da ABD ve Rusya çekişmesi vardır. Arnavutluk ve Kosova ise ciddi anlamda ABD’nin baskısı altındadır.

Bosna Hersek başta olmak üzere Balkanların birçok ülkesinde İran ve Suudi Arabistan’ın mezhepsel ve ideolojik misyonerlikleri mevcuttur. Vatikan, Arnavutluk ve Kosova dâhil olmak üzere Balkan ülkelerinde Hıristiyanlaştırma hamleleri yapmaya çalışmaktadır. Bu ülkelerde inşa edilen kiliseler, katedraller ve okullar buna en köklü delildir.

Rusya, Sırbistan ve bölge ülkelerindeki siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri ve baskılarıyla bu ülkelerde söz sahibi olmaya çalışmakta, ABD siyasi ve askeri gücünün tehdidiyle Arnavutluk, Kosova ve Makedonya gibi devletlerin hem siyasetini hem de yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle ekonomisi dizayn etmeye çalışmaktadır. Ne kadar dizaynsa…

Bu ülkelerin dışında birçok devletin gizli servisleriyle, FETÖ’nün Balkanlardaki faaliyetlerini saymıyoruz bile. Ya da bir ele alalım. Nereden geldik bu gündeme? Geçtiğimiz günlerde eski askeri savcı Ahmet Zeki Üçok televizyon programlarında ve sosyal medya aracılığıyla Balkanlarda bazı gizli servislerin ve FETÖ’nün suikast timleri oluşturduğunu, özellikle Makedonya ve Kosova’daki kamplarda hazırlandıklarını iddia etti. Yine Üçok’a göre bu timler Türk siyasilere suikast düzenleyebilirlermiş. Çok vahim ve ciddi iddialardı. Çok detaya girmeye de gerek yok. Kimsenin kimseyi korkutmasına hakkı da yok.

Türkiye Cumhuriyeti kurumları ve misyonları hem yurt içinde hem yurt dışında özellikle Balkanlarda başı dik ve cesurca faaliyetlerine devam etmektedir, edecektir de. Bu tür iddialarla korku üretmekte teröre yenilmek olur. Terörün en temel amacı zaten korku salmaktır. Üçok’a bu ihbarları yapanlar, öncelikle Türk misyonlarının Balkanlarda rahat hareket etmesini engellemeye çalışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Balkanlarda etkin olmasın da ABD, İsrail, Rusya, Almanya, Vatikan ve birçok gizli servis ile FETÖ mü etkin olsun? Zaten Türkiye Cumhuriyetinin ilgili güvenlik güçleri devletimizin misyonlarını koruyacak güce de sahiptir.

Üçok’a katılabileceğimiz en önemli nokta şu: Anlattığımız üzere Balkanlarda ABD ve Rusya güç paylaşımı yapmakta, gizli servisler cirit atmakta, FETÖ kullanışlı bir piyon olarak hayat sahasını sürdürmektedir. Türkiye bu coğrafyada maddi ve manevi olarak, açık ve gizli misyonlarıyla güçlü olmazsa ABD ve Rusya bölgeyi daha da domine edip, FETÖ gibi, çetnik ve radikal dinci (İslamcı-Hıristiyan) paramiliter gruplarla istikrarsızlaştırabilir. Balkanlar buna müsait olmakla birlikte Makedonya’da Kumonova olayları, Bosna Hersek’deki çetnik katliamları tarihsel olarak buna örnektir. Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıp, İsrail’e hayat sahası açan, bölgenin yer altını kaynaklarını sömüren, Türkiye’yi çevrelemeye çalışan ABD; Balkanlarda da aynı taktiği uygulamakta ve uygulayacaktır da.

Türkiye artık eski genel geçer politikalarını revize edip, Balkanlarda yumuşak gücü olan kamu diplomasisinin yanında özellikle ekonomik hamleleri ve sert gücü ile de aktif olmalıdır. Türkiye Balkanlarda kültürel ya da tarihsel bir oyuncu değil, oyun kurucu olmalıdır. Bunun yolu da reel politik ve akılcı politikalardan geçmektedir. Türkiye nüfus olarak azınlıkta olan Türk soydaşlarımızın yanında bölgede çoğunlukta olan Müslüman gruplar Arnavutlar ve Boşnaklar üzerinden de coğrafya da etkisini siyasi ve ekonomik olarak arttırmalıdır. Müslüman toplulukların kolektif hareket etmesini sağlayacak entegrasyon projeleri ve politikaları geliştirmelidir. Bu toplumları temsil eden güçlü gruplar ve temsilcileriyle ittifaklar kurmalıdır.

Türkiye’nin Balkanlarda yapması gereken en temel hareketlerden biri de bölgeye yapılan maddi yardımların yatırıma ve üretime dönerek istihdam üretmesi, çeşitli kaymak tabakanın elinde ziyan edilmemesidir. Öyle ki bölgeye yapılacak ciddi yatırımlar mevcut hükümetleri de baskı altına alacak, Balkanların geleceğinde Türkiye’nin söz sahibi olmasını sağlayacaktır. İyi senaryoları da kötü senaryoları da Türkiye atacağı adımlarla belirleyebilir.

Sonuç olarak Türkiye, Balkanların kaderini ve istikrarını ABD ve Rusya’nın, çeşitli istihbarat örgütlerinin ve bilumum devletlerin eline bırakmak istemiyorsa; oyuncu değil oyun kurucu, denge gözeten değil denge belirleyen olmalıdır. Nasıl ki Türkiye Orta Doğu’da kendisine yönelik çevreleme ve kuşatma girişimlerine direniyorsa ve sesini yükseltiyorsa, Balkanlarda da yükseltmeli; Balkanların yeniden Orta Doğu gibi istikrarsızlaşmasına ve istikrarsılaştırılmasına mani olmalıdır. Üç tarzı siyasete, stratejik isim ve ideolojilere gerek de yok. Formül belli: Adil düzen, ekonomik ve toplumsal refah, barış; Türk, Arnavut, Boşnak; Rum, Bulgar, Romen demeden güçlü ve bağımsız bir Türkiye ve Balkanlar…

Yayın Tarihi: 16.12.2017

Kaynak: https://balkangunlugu.com/2017/12/16/ortadogu-balkanlar-turkiye/

21.11.2017 – Balkan Günlüğü Gazetesi – “Kosova, Makedonya, Siyaset” Adlı Yazım Yayınlandı

Pazar günü hem Kosova hem de Makedonya’daki Türk soydaşlarımız için oldukça önemli günlerden biriydi. Kosova’da yerel seçimlerin ikinci turu yapılırken, Makedonya’da ise ülkenin üç Türk partisinden biri olan ve hükümet ortağı konumunda bulunan Türk Hareket Partisi’nde genel başkanlık koltuğunun devri için kurultay yapıldı. İlk olarak Kosova’daki yerel seçimlere değinelim.

Yerel seçimlerin 22 Ekim’de düzenlenen ilk turunun ardından Kosova’da ikinci turda 19 belediye için sandığa gidildi. Aralarında Türklerinde yoğun olarak yaşadığı Başkent Priştine ve Prizren gibi önemli şehirlerin belediye başkanları belli oldu. Resmi olmayan sonuçlara göre 19 belediyeden; Kosova Meclis Başkanı Kadri Veseli’nin partisi PDK 5, Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj’ın partisi AAK 4, Eski Başbakan İsa Mustafa’nın başkanlığını yaptığı LDK 4, Vetevendosje 3, AKR 1, NISMA 1 ve Sırp Listesi 1 belediye elde etti. Türklerin yoğun olduğu Prizren ve Priştine’yi de Vetevendosje (VV) yani Kendin Karar Al Hareketi kazandı. Başkent Priştine’nin yeni belediye başkanı Shpend Ahmeti olurken, Prizren’in ise Mytaher Haskuka oldu.

22 Ekim’de düzenlenen yerel seçimlerin ilk turunda Kosova Demokratik Birliği (LDK) en fazla oyu almış, Kosova Demokratik Partisi (PDK) ise en fazla meclis üyesi çıkaran parti olmuştu. İlk tur sonuçlarında PDK 216, LDK ise 214 üye kazanmıştı. VV seçimde üçüncü, AAK dördüncü, NISMA beşinci, Sırp Listesi altıncı ve AKR ise yedinci parti olmuştu.

Kosova’da hükümet 70 gün önce kurulmuş, ülkedeki Türk partilerinden Kosova Türk Demokratik Partisi (KTDP)’de hükümet ortağı olmuştu. Genel başkanlığını Mahir Yağcılar’ın yaptığı KTDP, Müferra Şinik ve Fikrim Damka ile 2 milletvekili çıkardığı genel seçimlerden sonra katıldığı ilk yerel seçimlerin sonucunda 15 yıldan sonra 6 belediyenin 3’ünde Türk temsilci bulunduramayacak. Bir anlamda KTDP hüsrana uğradı da denebilir. Mamuşa’da KDTP’den Abdülhadi Krasniç zafer elde ederken 7’de meclis üyesi elde edildi. Parti Priştine, Mitroviça ve Vıçıtırın’daki temsilcilerini ise kaybetti. Prizren’de 3 ve Gilan’da ise 1 belediye meclis üyesi elde etti. Toplamda 11 meclis üyesiyle seçimi tamamladı.

KDTP’nin en büyük hatası ise Prizren’deki ikinci tur seçimlerinde oldu. Prizren’de Türklerin çoğunluğu Vetevendosje (VV) yani Kendin Karar Al Hareketi adayını desteklerken, KDTP ise “Mos ja leni Prizrenin turqelive” yani “Prizren’i Türklerin eline bırakmayın” diyen Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi’nin ve genel başkanlığını Kosova Meclis Başkanı Kadri Veseli’nin yaptığı PDK’nın adayıyla ittifak etti. PDK, KDTP’ye Belediye Başkan Yardımcılığı, iki müdürlük ve kültür merkezinin inşası gibi vaatlerde bulunmuştu. KDTP’nin yanı sıra Kosova Geleceği İçin İttifak Partisi (AAK) ve Boşnak Partisi VAKAT’da PDK adayına desteğini açıklamıştı.

Kosova’daki diğer Türk partisi Kosova Türk Adalet Partisi (KTAP) ise sadece Mamuşa’da 7 meclis üyesi çıkarttı. Sonuç olarak KDTP 11, KTAP ise 7 meclis üyesi ile yerel seçimleri sonuçlandırmış oldu. İki partide Türklerin yaşadığı Priştine, Vıçıtırın ve Mitroviça’da meclis üyesi çıkaramadı. Bu durum soydaşlarımızın Türk partilerine bir tepkisi olarak algılandı. Türklerin Priştine’de büyük oranda Vetevendosje (VV) yani Kendin Karar Al hareketinin Arnavut adayı Shpend Ahmeti’yi desteklediği gözlendi. Başa baş geçen yarışta Ahmeti, LDK adayı Arban Abrashi’yi geride bıraktı. Güney Mitroviça’yı Yeni Kosova İttifakı (AKR) adayı Agim Bahtiri yeniden kazandı. Vıçıtırın’da ise LDK adayı Xhafer Tahiri önde geldi.

Prizren’de ise yine VV’nin adayı Mytaher Haskuka çok az bir oy farkıyla PDK adayı Shaqir Totaj’ı geride bıraktı. Haskuka aynı zamanda Türkiye’de Boğaziçi Üniversitesinde doktora eğitimini almış biriydi. Türklerin partisi KTDP PDK adayını desteklerken, Türklerin ise VV adayına oy verdiği görüldü. Bu iki örnek bize Makedonya’da geçtiğimiz haftalarda düzenlenen yerel seçimleri hatırlattı. Gostivar’da da Türk soydaşlar BDİ adayı Nevzat Beyta’ya FETÖ ile olan bağından ötürü büyük rahatsızlık duyarken, Türk partilerinden TDP buna rağmen bu aday ile ittifak kurmuştu. Sonuç Prizren’deki gibi Gostivar’da da Türk partisi için hüsran olmuştu.

İki ülke adına Prizren ve Gostivar örnekleri tuhaf benzerlikler taşıyor. Az önce değindiğim gibi iki parti de halkı değil, kendi çıkarlarını büyük oranda gözetmişti. Diğer bir benzerlik de şu; Makedonya’da BDİ FETÖ ile ilişkilerinden ötürü tepki görürken, Kosova’da da PDK aynı şekilde eleştiriliyor. Üstelik hem Kosova Cumhurbaşkanı Hashim Thaçi hem de Kosova Meclis Başkanı Kadri Veseli PDK mensubu ve Türkiye Cumhuriyeti devlet erkânı ile üst düzey görüşmelerde bulunuyor. Buna rağmen PDK aynı zamanda Kosova’nın Türkiye’den uzaklaşmasını ve Avrupa ile ABD’ye yakınlaşmasını da savunuyor. Üstelik PDK’nın Prizren adayı Shaqir Totaj seçimlerden önce “Prizren’i Türklerin eline bırakmayın” bile diyebiliyor.

Makedonya’da da benzer şekilde BDİ’nin FETÖ ile yakın ilişkiler içerisinde olduğu biliniyor. Ülkedeki FETÖ okulları yıllarca BDİ mensubu Eğitim Bakanı tarafından korunduğu ve kollandığı belirtiliyor. Partinin Gostivar belediye başkanı Nevzat Beyta’da FETÖ’ye destekleriyle biliniyordu. Belediyede Zaman Makedonya gazetesi ücretsiz dağıtılıyor, Beyta’ya dair haberler gazetede yer alıyordu. Bunlar bilinirken TDP’nin gidip BDİ adayıyla ittifak kurması akıllara ziyan görüldü. Hem Kosova hem Makedonya örneklerinde görüldüğü üzere Türk partileri kendi çıkarlarını halkın ve Türkiye’nin menfaatlerinden ısrarla üstün tutuyorlar. Balkanlardaki Türk karşıtı grupların güç kazanması karşısında Türkiye’nin desteği olmadan bu partilerin hiçbir güç elde edemeyeceğini bilmeleri gerekiyor.

Kosova’dan Makedonya’ya geçecek olursak Pazar günü ülkedeki Türkler için heyecanlı günlerden biriydi. SDSM önderliğindeki hükümetin ortaklarından Türk Hareket Partisinde kurultay heyecanı vardı. THP’nin genel başkanı ve devlet bakanı Adnan Kâhil kurultayla genel başkanlığı, partinin genel sekreteri ve milletvekili Enes İbrahim’e devretti. THP hükümet ortağı olmasından ötürü ülkedeki Türk soydaşlarımız için büyük bir önem taşıyor. Türk soydaşlarımızın dil, kültür, sosyal hizmetler, eğitim ve istihdam gibi birçok sorunu bulunuyor. THP’nin bu sorunlara daha fazla odaklanması ve çözümüne çalışması Türklerin en büyük beklentileridir.

Enes İbrahim’e geçecek olursak; İbrahim ülkenin önde gelen Türk politikacılarından biri konumunda olup gelecek adına yapacakları merakla beklenen isimlerden. Ancak İbrahim ile Türkiye’nin yaşadığı en büyük sorunlardan biri Türkiye’de 2013 yılında FETÖ tarafından organize edilen “17-25 Aralık Yargı Darbeleri” döneminde yaşandı. İbrahim o dönemde sosyal medya organlarında AK Parti hükümeti ve o dönem başbakanlık makamında bulunan Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ile “ayakkabı kutusu” üzerinden “dalga geçer” mahiyette paylaşımlarda bulundu. İbrahim’in daha sonra ise bu paylaşımlarından dolayı pişman olduğu ifade edildi. Genel başkanlığa geçince ilk akla gelende bu paylaşımlar oldu.

Enes İbrahim’in bu olayı geride bırakması hem Türkiye’nin ve Recep Tayyip Erdoğan’ın gücünün farkında olması hem de ülkedeki Türklerin sorunlarının çözümüne kafa yorması gerekiyor. THP başta olmak üzere ülkedeki Türk partilerinin Türkiye ve büyükelçimizle uyumlu çalışması hem bu partilerin hem de ülkedeki soydaşlarımızın lehine olacaktır. Ayrıca Türk partilerinin FETÖ ile mücadelede Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve dış temsilciliklerinin daha fazla yanında yer alması ve efor sarf etmesi de şart.

Günlük çıkarların bir kenara bırakılması hem soydaşlarımızın hem de dindaşlarımızın omuz omuza yol yürümeleri en büyük arzumuz. Bu bağlamda Balkanlardaki soydaşlarımızın ve dindaşlarımızın desteğini alan tüm partilerin politika ile kadrolarını gözden geçirmeleri oldukça elzemdir. Evlad-ı Fatihan hiçbir zaman unutmamalıdır ki, anavatan Türkiye her zaman yanlarında olacaktır.

Yayın Tarihi: 21.11.2017

Kaynak: https://balkangunlugu.com/2017/11/21/kosova-ve-makedonyada-ki-guncel-siyasi-gelismeler/