Yazılar

Medya Diplomasisi Aktörü Olarak TRT ve Balkanlardaki Örnek Faaliyetleri – TRT Akademi Dergisi

Medya Diplomasisi Aktörü Olarak TRT ve
Balkanlardaki Örnek Faaliyetleri

TRT as Media Diplomacy Actor and
Its Sample Activities in The Balkans

Öz
Geleneksel medya ile dijital medyanın gelişmesi küresel iletişimi de her geçen gün arttırmış;
medya, devletler ve toplumlar arasında etkili bir aktör hâline gelmiştir. Nitekim medya
aracılığıyla hem ulusal hem de uluslararası kamuoyunu bilgilendirmek, etkilemek, yönlendirmek,
propaganda faaliyetleri yürütmek, manipülasyon yapmak diplomaside uygulanan metotlar
olmuştur. Kamu diplomasisi kapsamında medya diplomasisi de giderek gelişmiş, Türkiye Radyo
ve Televizyon Kurumu (TRT) da Türkiye’nin küresel bir medya diplomasisi aktörü olarak rolünü
genişletmiştir. Bugün TRT alt yayın organlarıyla birçok coğrafya ve topluma yönelik farklı
dillerde uluslararası yayınlar yapmakta olup Balkanlar’a yönelik de bölge dillerinde yayınlar ve
organizasyonlar gerçekleştirmektedir.
Anahtar Kelimeler: Medya Diplomasisi, Kamu Diplomasisi, Türkiye Radyo ve Televizyon
Kurumu, TRT, Balkanlar

 

Abstract
The development of traditional media and digital media has also increased global communication, and the media has become an effective actor among states and societies. As a matter of
fact, informing, influencing, directing, conducting propaganda activities, manipulating for both
national and international public through media are the methods which are implemented in
diplomacy. In scope of public diplomacy, media diplomacy has gradually developed; Turkish
Radio and Television Association (TRT) expanded its role as global media diplomacy actor of
Turkey. Today, TRT broadcasts internationally in different languages for many geography and
society with its sub-broadcasting organs and broadcasts and realizes organizations in the regional languages for The Balkans.
Keywords: Media Diplomacy, Public Diplomacy, Turkish Radio And Television Association, TRT,
The Balkans

 

Erişim: http://dergipark.gov.tr/download/article-file/638706

Yayın Tarihi: Ocak 2019

Pdf: Medya Diplomasisi Akt__r__ Olarak TRT ve Balkanlardaki __rnek Faaliyetleri[#485165]-638706

Balkanlarda Türk Kamu Diplomasisi ve Faaliyet Alanları Yüksek Lisans Tezi

ÖZET

BALKANLARDA TÜRK KAMU DİPLOMASİSİ VE FAALİYET ALANLARI
Erdem EREN
Yüksek Lisans, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler
Tez Danışmanı: Prof. Dr. Ömer ÇAHA
Ağustos-2018, 190 + xi

Bu çalışmada Balkanlarda Türk kamu diplomasisi ve faaliyet alanları konusu incelenmiştir. Araştırmada hem akademik eserlere hem de kurumların faaliyet raporlarına yönelik literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Araştırma genel olarak diplomasi ve kamu diplomasisi kavramları temelinde kamu diplomasisinin Türkiye’de kavramsal ve kurumsal gelişimi ile Balkanlardaki etkinliği üzerine inşa edilmiştir. Çalışmayla konuyla ilgili literatürdeki boşluğun doldurulması, Türk kamu diplomasinin genel yapısının analiz edilmesi ve Balkanlardaki Türk kamu diplomasisinin etkinliği resmedilerek gelecek perspektifine katkı sunulması amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda çalışmada; geleneksel diplomasi modern kamu diplomasisine nasıl bir dönüşüm sağlamıştır, Türk kamu diplomasisi kavramsal ve kurumsal olarak nasıl bir gelişim göstermiştir, Türk kamu diplomasisinin Balkanlardaki somut etkinliği nedir ve Türkiye’nin Balkanlardaki diğer aktörlere karşı oyun kurucu olması için kamu diplomasisinde yapması gerekenler nelerdir gibi sorulara cevaplar aranmıştır. Araştırma kapsamında; 2000’li yıllarla birlikte Türkiye’de kavramsal ve kurumsal olarak modern kamu diplomasisi anlayışla birçok kamu diplomasisi kuruluşunun oluşturulduğu ancak bu kurumların yapısal sorunları olduğu tespit edilmiştir. Bu kuruluşların görev alanlarının net çizilmemesinden ötürü hem faaliyetlerinde yeterli etkinliğin sağlanamadığı hem de koordinasyon sorunları bulunduğu saptanmıştır. Türk kamu diplomasisinin Balkanlarda daha etkin bir yaklaşım sergilemesi için akıllı güç ve bütüncül politika ekseninde yapısal sorunları ile politikalarında değişikliğe gitmesi ihtiyacı görülmüştür.

Anahtar Kelimeler: Diplomasi, Kamu Diplomasisi, Modern Kamu Diplomasisi, Balkanlar, Türk Kamu Diplomasisi, Akıllı Güç, Bütüncül Politika.

 

ABSTRACT

TURKİSH PUBLIC DIPLOMACY IN THE BALKANS AND AREAS OF
ACTIVITY
Erdem EREN
Master, Political Science and International Relations
Thesis Advisor: Prof. Dr. Ömer ÇAHA
August-2018, 190 + xi

In this study, Turkish public diplomacy and its fields of activity in Balkan countries have been analyzed. As the search method, both academic works and activity reports of the public institutions have been reviewed. Given the debates on the concepts of diplomacy and public diplomacy, the study specifically stays on the conceptual and institutional development of public diplomacy in Turkey and its activities in the Balkans. The study aims at filling the gap in the related literature as well as at contributing to the future perspective of Turkey towards Balkans through portraying the effectiveness of the Turkish public diplomacy in the Balkans and by means of analyzing the general structure of the Turkish public diplomacy in that area. In order to achieve these goals the study has gone to answer such questions as “how the traditional diplomacy has evolved into the public diplomacy?”, “how Turkish public diplomacy has attained conceptual and theoretical development?”, “what is the visible effect of the Turkish public diplomacy in Balkans?” and “what Turkey needs to do towards diverse actors in Balkans in order to be an effective playmaker?” This investigation has found that a number of public diplomacy institutions had been generated in Turkey under the light of modern public diplomacy mentality in post 2000s, but these institutions have important structural problems. Since the frameworks of these institutions have not well been defined they are not effective enough in their activities in addition to the coordination problems that they have. In order for the Turkish public diplomacy to take more active position in Balkans, it seems necessary to change its policies and structure on the basis of “intelligent power” and “holistic policy”.

Keywords: Diplomacy, Public Diplomacy, Modern Public Diplomacy, The Balkans, Turkish Public Diplomacy, Intelligent Power, Holistic Policy.

 

Tarih: 2018.

Pdf: Erdem EREN Yüksek Lisans Tezi Balkanlarda Türk Kamu Diplomasisi ve Faaliyet Alanları

İlahiyatlar Birliği Platformu (İLABİR) – Yugoslavya’nın Dağılışını, Balkanların Dünü ve Bugünü ile FETÖ Yapılanması Sunumu

Marmara Üniversitesi Ilahiyat Fakültesinde İlahiyatlar Birliği Platformu öğrencileriyle “Yugoslavya’nın Dağılışını, Balkanların Dünü ve Bugünü ile Balkanlardaki FETÖ yapılanmasını” konuştuk…

Tarih: 15 Nisan 2018

16.12.2017 – Balkan Günlüğü Gazetesi – “Orta Doğu’dan Balkanlar’a: Kuşatma, Direniş ve Türkiye” Adlı Yazım Yayınlandı

İslam İşbirliği Teşkilatı Çarşamba günü Kudüs gündemli olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla İslam dünyasından birçok devlet İstanbul’da bir araya gelirken,  48 ülkenin temsil edildiği zirvede 16 liderde hazır bulundu. Bunlardan en ilgi çekici olanı ise sosyalist bir ülke olan Venezüela’nın lideri Nicolas Maduro’ydu. İslam dünyasından Suudi Arabistan ile Mısır’ın lider düzeyinde katılmaması ise en dikkat çekici noktaydı.

Zirve olağanüstü olduğu gibi kararları da olağanüstü oldu. Güçlü bir kınama dışında kimse İslam İşbirliği Teşkilatından bir haykırış beklemiyordu. Tam tersi oldu ve zirveden ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesine yönelik sert bir itiraz geldi. Hem bu itiraz hem de İsrail’in bir işgal ve terör devleti olduğu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm dünyanın gözü önünde salonda yankılandı. Zirvenin sonucuna gelecek olursak, duygusal değil akılcı kararlar tercih edildi.

Biliyoruz ki dini hassasiyetleri olan herkes bırakın Kudüs’ü Orta Doğu’daki Siyonist İsrail’in varlığından rahatsız. İsrail’in ilk Kıblemizin, Peygamber Efendimizin Miraca yükseldiği yerin olduğu Mescid-i Aksa ve Kubbet-Üs Sahra’nın yakınlarına bile ayak basmasını istemeyiz. O yüzden bu zirveden ABD ve İsrail’e yönelik ekonomik bir ambargo, siyasi ve askeri yaptırımlar çıkmasını isteyende oldu. Ancak bu çıkmadı. Bunun gerçekle uyuştuğunu parçalanmış İslam dünyasını göz önüne aldığımız da söyleyemeyiz.

Zirvenin sonuç bildirisinde;

-Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletinin tanındığı ilan edildi.

-Dünyanın tüm devletlerine Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıma çağrısı yapıldı.

-ABD Başkanı Trump’ın kararı kınandı.

-BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu’na harekete geçme uyarısı yapıldı.

Zirvenin sonucunu takiben Çin, Rusya, Slovenya, İskoçya gibi farklı ülkelerden zirvenin sonucunu destekler tepkiler çıktı. Zirve’de ısrarla BM’nin 1980 yılındaki 478 sayılı kararına atıfta bulunuldu. ABD’nin de kabul ettiği o karar İsrail’in başkentinin Tel Aviv olduğunu, yine İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal edemeyeceğini vurgulayan bir karardır. BM vurgusuyla İslam İşbirliği Teşkilatı uluslararası arenadaki desteklerini de çoğaltmış oldu. Uluslararası kamuoyuna doğru bir kanaldan hitap edilmiş de olundu. Bu açıdan zirvenin kararları rasyoneldir denebilir.

Teşkilatın bu kararlarıyla şunların farkına da varmak gerekir. Başta Türkiye olmak üzere İslam devletleri İsrail-Filistin sorununun zaman içerisinde çözümüne yol bırakmış, ancak Doğu Kudüs’ün yani İslam dini için en kutsal bölgelerden birinin hiçbir zaman İsrail’e bırakılmayacağına vurgu yapmış, bu savunmayı şimdiden duyurmuştur.

Gelelim Kudüs’ün Türkiye için önemine; Kudüs Türkiye için sadece bir manevi öneme sahip bir yer değildir. Aynı zamanda bir beka sorunudur. Bugün ABD-İsrail şer ittifakı Mısır’da yapılan darbe gibi Suudi Arabistan veliahdı üzerinden Suudi Arabistan üzerindeki kontrol mekanizmasını kuvvetlendirmiş, İran’a karşı Orta Doğu’da kılıç çekmiş, Irak’ta Barzani üzerinden bir bölme oyununa girişmiş, Suriye’de PYD kartıyla Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşturmuş, Katar gibi ülkeleri ambargolarla boyun eğdirmeye çalışmıştır. İşte Kudüs hamlesini bu plandan ayrı göremeyiz. Kudüs hamlesiyle Orta Doğu’daki saflar daha belirgin hale gelmiş, yeni bir kaosun fitili ateşlenmiştir. Söndürülmezse Orta Doğu yeni bir savaşa gebe kalabilir.

Orta Doğu’nun istikrarsızlaştırılması, Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye yönelik hamlelerin yapılması herkesten evvel Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çıkarlarına terstir. Tüm bu hamleler Türkiye’yi bölgede daha da kuşatma hamleleridir. İşte Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı ve Rusya ile İran gibi ülkelerle giriştiği işbirlikleriyle bu kuşatmayı yarmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin Kudüs haykırışını bu pencereden de izlemek gerekmektedir. Peki, Türkiye’ye yönelik kuşatma sadece Orta Doğu’da mı? Ya Balkanlar?

Balkanlar: Kuşatma, Direniş ve Türkiye

Orta Doğu gibi Balkanlar’da yüzlerce yıldır hâkimiyet alanımızda bulunan; Türk, Arnavut, Boşnak, Torbeş, Rum, Makedon, Bulgar demeden kardeşlik ikliminin hâkim olduğu, refahın ve barışın olduğu bir coğrafyaydı. Bugün Balkanlarda Türkler gibi, önemli bir etnik kimliğe sahip olan Arnavutlar ve Boşnaklar gibi Müslüman kardeşlerimiz yaşamaktadır. Türkiye’nin Orta Doğu’da nasıl mezhep kavramını reddettiyse, Balkanlarda da etnik yaklaşımı reddetmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin Balkan politikasının Orta Doğu gibi revize edilmesi gerekmekle birlikte; etnik temelli değil daha bütüncül hem Balkanlardaki tüm İslami toplulukları hem de tüm Balkan halklarını kapsayıcı olması gerekmektedir. Türkiye’nin ABD ile güç mücadelesi, Rusya ile pazarlık sahası sadece Orta Doğu mu olmak zorundadır? Ya Balkanlar? Bugün Bulgaristan ABD ile Rusya’nın güç mücadelesine şahittir. Yunanistan ABD ve İsrail ile ciddi oranda yakınlaşmıştır. Makedonya’da da ABD ve Rusya çekişmesi vardır. Arnavutluk ve Kosova ise ciddi anlamda ABD’nin baskısı altındadır.

Bosna Hersek başta olmak üzere Balkanların birçok ülkesinde İran ve Suudi Arabistan’ın mezhepsel ve ideolojik misyonerlikleri mevcuttur. Vatikan, Arnavutluk ve Kosova dâhil olmak üzere Balkan ülkelerinde Hıristiyanlaştırma hamleleri yapmaya çalışmaktadır. Bu ülkelerde inşa edilen kiliseler, katedraller ve okullar buna en köklü delildir.

Rusya, Sırbistan ve bölge ülkelerindeki siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri ve baskılarıyla bu ülkelerde söz sahibi olmaya çalışmakta, ABD siyasi ve askeri gücünün tehdidiyle Arnavutluk, Kosova ve Makedonya gibi devletlerin hem siyasetini hem de yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle ekonomisi dizayn etmeye çalışmaktadır. Ne kadar dizaynsa…

Bu ülkelerin dışında birçok devletin gizli servisleriyle, FETÖ’nün Balkanlardaki faaliyetlerini saymıyoruz bile. Ya da bir ele alalım. Nereden geldik bu gündeme? Geçtiğimiz günlerde eski askeri savcı Ahmet Zeki Üçok televizyon programlarında ve sosyal medya aracılığıyla Balkanlarda bazı gizli servislerin ve FETÖ’nün suikast timleri oluşturduğunu, özellikle Makedonya ve Kosova’daki kamplarda hazırlandıklarını iddia etti. Yine Üçok’a göre bu timler Türk siyasilere suikast düzenleyebilirlermiş. Çok vahim ve ciddi iddialardı. Çok detaya girmeye de gerek yok. Kimsenin kimseyi korkutmasına hakkı da yok.

Türkiye Cumhuriyeti kurumları ve misyonları hem yurt içinde hem yurt dışında özellikle Balkanlarda başı dik ve cesurca faaliyetlerine devam etmektedir, edecektir de. Bu tür iddialarla korku üretmekte teröre yenilmek olur. Terörün en temel amacı zaten korku salmaktır. Üçok’a bu ihbarları yapanlar, öncelikle Türk misyonlarının Balkanlarda rahat hareket etmesini engellemeye çalışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Balkanlarda etkin olmasın da ABD, İsrail, Rusya, Almanya, Vatikan ve birçok gizli servis ile FETÖ mü etkin olsun? Zaten Türkiye Cumhuriyetinin ilgili güvenlik güçleri devletimizin misyonlarını koruyacak güce de sahiptir.

Üçok’a katılabileceğimiz en önemli nokta şu: Anlattığımız üzere Balkanlarda ABD ve Rusya güç paylaşımı yapmakta, gizli servisler cirit atmakta, FETÖ kullanışlı bir piyon olarak hayat sahasını sürdürmektedir. Türkiye bu coğrafyada maddi ve manevi olarak, açık ve gizli misyonlarıyla güçlü olmazsa ABD ve Rusya bölgeyi daha da domine edip, FETÖ gibi, çetnik ve radikal dinci (İslamcı-Hıristiyan) paramiliter gruplarla istikrarsızlaştırabilir. Balkanlar buna müsait olmakla birlikte Makedonya’da Kumonova olayları, Bosna Hersek’deki çetnik katliamları tarihsel olarak buna örnektir. Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıp, İsrail’e hayat sahası açan, bölgenin yer altını kaynaklarını sömüren, Türkiye’yi çevrelemeye çalışan ABD; Balkanlarda da aynı taktiği uygulamakta ve uygulayacaktır da.

Türkiye artık eski genel geçer politikalarını revize edip, Balkanlarda yumuşak gücü olan kamu diplomasisinin yanında özellikle ekonomik hamleleri ve sert gücü ile de aktif olmalıdır. Türkiye Balkanlarda kültürel ya da tarihsel bir oyuncu değil, oyun kurucu olmalıdır. Bunun yolu da reel politik ve akılcı politikalardan geçmektedir. Türkiye nüfus olarak azınlıkta olan Türk soydaşlarımızın yanında bölgede çoğunlukta olan Müslüman gruplar Arnavutlar ve Boşnaklar üzerinden de coğrafya da etkisini siyasi ve ekonomik olarak arttırmalıdır. Müslüman toplulukların kolektif hareket etmesini sağlayacak entegrasyon projeleri ve politikaları geliştirmelidir. Bu toplumları temsil eden güçlü gruplar ve temsilcileriyle ittifaklar kurmalıdır.

Türkiye’nin Balkanlarda yapması gereken en temel hareketlerden biri de bölgeye yapılan maddi yardımların yatırıma ve üretime dönerek istihdam üretmesi, çeşitli kaymak tabakanın elinde ziyan edilmemesidir. Öyle ki bölgeye yapılacak ciddi yatırımlar mevcut hükümetleri de baskı altına alacak, Balkanların geleceğinde Türkiye’nin söz sahibi olmasını sağlayacaktır. İyi senaryoları da kötü senaryoları da Türkiye atacağı adımlarla belirleyebilir.

Sonuç olarak Türkiye, Balkanların kaderini ve istikrarını ABD ve Rusya’nın, çeşitli istihbarat örgütlerinin ve bilumum devletlerin eline bırakmak istemiyorsa; oyuncu değil oyun kurucu, denge gözeten değil denge belirleyen olmalıdır. Nasıl ki Türkiye Orta Doğu’da kendisine yönelik çevreleme ve kuşatma girişimlerine direniyorsa ve sesini yükseltiyorsa, Balkanlarda da yükseltmeli; Balkanların yeniden Orta Doğu gibi istikrarsızlaşmasına ve istikrarsılaştırılmasına mani olmalıdır. Üç tarzı siyasete, stratejik isim ve ideolojilere gerek de yok. Formül belli: Adil düzen, ekonomik ve toplumsal refah, barış; Türk, Arnavut, Boşnak; Rum, Bulgar, Romen demeden güçlü ve bağımsız bir Türkiye ve Balkanlar…

Yayın Tarihi: 16.12.2017

Kaynak: https://balkangunlugu.com/2017/12/16/ortadogu-balkanlar-turkiye/

Orta Doğu’dan Balkanlar’a: Kuşatma, Direniş ve Türkiye

İslam İşbirliği Teşkilatı Çarşamba günü Kudüs gündemli olağanüstü bir toplantı gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın çağrısıyla İslam dünyasından birçok devlet İstanbul’da bir araya gelirken, 48 ülkenin temsil edildiği zirvede 16 liderde hazır bulundu. Bunlardan en ilgi çekici olanı ise sosyalist bir ülke olan Venezüela’nın lideri Nicolas Maduro’ydu. İslam dünyasından Suudi Arabistan ile Mısır’ın lider düzeyinde katılmaması ise en dikkat çekici noktaydı.

Zirve olağanüstü olduğu gibi kararları da olağanüstü oldu. Güçlü bir kınama dışında kimse İslam İşbirliği Teşkilatından bir haykırış beklemiyordu. Tam tersi oldu ve zirveden ABD Başkanı Donald Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesine yönelik sert bir itiraz geldi. Hem bu itiraz hem de İsrail’in bir işgal ve terör devleti olduğu Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından tüm dünyanın gözü önünde salonda yankılandı. Zirvenin sonucuna gelecek olursak, duygusal değil akılcı kararlar tercih edildi.

Biliyoruz ki dini hassasiyetleri olan herkes bırakın Kudüs’ü Orta Doğu’daki Siyonist İsrail’in varlığından rahatsız. İsrail’in ilk Kıblemizin, Peygamber Efendimizin Miraca yükseldiği yerin olduğu Mescid-i Aksa ve Kubbet-Üs Sahra’nın yakınlarına bile ayak basmasını istemeyiz. O yüzden bu zirveden ABD ve İsrail’e yönelik ekonomik bir ambargo, siyasi ve askeri yaptırımlar çıkmasını isteyende oldu. Ancak bu çıkmadı. Bunun gerçekle uyuştuğunu parçalanmış İslam dünyasını göz önüne aldığımız da söyleyemeyiz.
Zirvenin sonuç bildirisinde;

  • Başkenti Doğu Kudüs olan Filistin Devletinin tanındığı ilan edildi.
  • Dünyanın tüm devletlerine Doğu Kudüs’ü Filistin’in başkenti olarak tanıma çağrısı yapıldı.
  • ABD Başkanı Trump’ın kararı kınandı.
  • BM Güvenlik Konseyi ve Genel Kurulu’na harekete geçme uyarısı yapıldı.

Zirvenin sonucunu takiben Çin, Rusya, Slovenya, İskoçya gibi farklı ülkelerden zirvenin sonucunu destekler tepkiler çıktı. Zirve’de ısrarla BM’nin 1980 yılındaki 478 sayılı kararına atıfta bulunuldu. ABD’nin de kabul ettiği o karar İsrail’in başkentinin Tel Aviv olduğunu, yine İsrail’in Doğu Kudüs’ü işgal edemeyeceğini vurgulayan bir karardır. BM vurgusuyla İslam İşbirliği Teşkilatı uluslararası arenadaki desteklerini de çoğaltmış oldu. Uluslararası kamuoyuna doğru bir kanaldan hitap edilmiş de olundu. Bu açıdan zirvenin kararları rasyoneldir denebilir.
Teşkilatın bu kararlarıyla şunların farkına da varmak gerekir. Başta Türkiye olmak üzere İslam devletleri İsrail-Filistin sorununun zaman içerisinde çözümüne yol bırakmış, ancak Doğu Kudüs’ün yani İslam dini için en kutsal bölgelerden birinin hiçbir zaman İsrail’e bırakılmayacağına vurgu yapmış, bu savunmayı şimdiden duyurmuştur.

Gelelim Kudüs’ün Türkiye için önemine; Kudüs Türkiye için sadece bir manevi öneme sahip bir yer değildir. Aynı zamanda bir beka sorunudur. Bugün ABD-İsrail şer ittifakı Mısır’da yapılan darbe gibi Suudi Arabistan veliahdı üzerinden Suudi Arabistan üzerindeki kontrol mekanizmasını kuvvetlendirmiş, İran’a karşı Orta Doğu’da kılıç çekmiş, Irak’ta Barzani üzerinden bir bölme oyununa girişmiş, Suriye’de PYD kartıyla Türkiye’ye karşı bir tehdit oluşturmuş, Katar gibi ülkeleri ambargolarla boyun eğdirmeye çalışmıştır. İşte Kudüs hamlesini bu plandan ayrı göremeyiz. Kudüs hamlesiyle Orta Doğu’daki saflar daha belirgin hale gelmiş, yeni bir kaosun fitili ateşlenmiştir. Söndürülmezse Orta Doğu yeni bir savaşa gebe kalabilir.

Orta Doğu’nun istikrarsızlaştırılması, Irak ve Suriye üzerinden Türkiye’ye yönelik hamlelerin yapılması herkesten evvel Türkiye’nin siyasi ve ekonomik çıkarlarına terstir. Tüm bu hamleler Türkiye’yi bölgede daha da kuşatma hamleleridir. İşte Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı ve Rusya ile İran gibi ülkelerle giriştiği işbirlikleriyle bu kuşatmayı yarmaya çalışmaktadır. Türkiye’nin Kudüs haykırışını bu pencereden de izlemek gerekmektedir. Peki, Türkiye’ye yönelik kuşatma sadece Orta Doğu’da mı? Ya Balkanlar?

Balkanlar: Kuşatma, Direniş ve Türkiye

Orta Doğu gibi Balkanlar’da yüzlerce yıldır hâkimiyet alanımızda bulunan; Türk, Arnavut, Boşnak, Torbeş, Rum, Makedon, Bulgar demeden kardeşlik ikliminin hâkim olduğu, refahın ve barışın olduğu bir coğrafyaydı. Bugün Balkanlarda Türkler gibi, önemli bir etnik kimliğe sahip olan Arnavutlar ve Boşnaklar gibi Müslüman kardeşlerimiz yaşamaktadır. Türkiye’nin Orta Doğu’da nasıl mezhep kavramını reddettiyse, Balkanlarda da etnik yaklaşımı reddetmesi gerekmektedir.

Türkiye’nin Balkan politikasının Orta Doğu gibi revize edilmesi gerekmekle birlikte; etnik temelli değil daha bütüncül hem Balkanlardaki tüm İslami toplulukları hem de tüm Balkan halklarını kapsayıcı olması gerekmektedir. Türkiye’nin ABD ile güç mücadelesi, Rusya ile pazarlık sahası sadece Orta Doğu mu olmak zorundadır? Ya Balkanlar? Bugün Bulgaristan ABD ile Rusya’nın güç mücadelesine şahittir. Yunanistan ABD ve İsrail ile ciddi oranda yakınlaşmıştır. Makedonya’da da ABD ve Rusya çekişmesi vardır. Arnavutluk ve Kosova ise ciddi anlamda ABD’nin baskısı altındadır.

Bosna Hersek başta olmak üzere Balkanların birçok ülkesinde İran ve Suudi Arabistan’ın mezhepsel ve ideolojik misyonerlikleri mevcuttur. Vatikan, Arnavutluk ve Kosova dâhil olmak üzere Balkan ülkelerinde Hıristiyanlaştırma hamleleri yapmaya çalışmaktadır. Bu ülkelerde inşa edilen kiliseler, katedraller ve okullar buna en köklü delildir.

Rusya, Sırbistan ve bölge ülkelerindeki siyasi, askeri ve ekonomik ilişkileri ve baskılarıyla bu ülkelerde söz sahibi olmaya çalışmakta, ABD siyasi ve askeri gücünün tehdidiyle Arnavutluk, Kosova ve Makedonya gibi devletlerin hem siyasetini hem de yer altı ve yer üstü zenginlikleriyle ekonomisi dizayn etmeye çalışmaktadır. Ne kadar dizaynsa…

Bu ülkelerin dışında birçok devletin gizli servisleriyle, FETÖ’nün Balkanlardaki faaliyetlerini saymıyoruz bile. Ya da bir ele alalım. Nereden geldik bu gündeme? Geçtiğimiz günlerde eski askeri savcı Ahmet Zeki Üçok televizyon programlarında ve sosyal medya aracılığıyla Balkanlarda bazı gizli servislerin ve FETÖ’nün suikast timleri oluşturduğunu, özellikle Makedonya ve Kosova’daki kamplarda hazırlandıklarını iddia etti. Yine Üçok’a göre bu timler Türk siyasilere suikast düzenleyebilirlermiş. Çok vahim ve ciddi iddialardı. Çok detaya girmeye de gerek yok. Kimsenin kimseyi korkutmasına hakkı da yok.

Türkiye Cumhuriyeti kurumları ve misyonları hem yurt içinde hem yurt dışında özellikle Balkanlarda başı dik ve cesurca faaliyetlerine devam etmektedir, edecektir de. Bu tür iddialarla korku üretmekte teröre yenilmek olur. Terörün en temel amacı zaten korku salmaktır. Üçok’a bu ihbarları yapanlar, öncelikle Türk misyonlarının Balkanlarda rahat hareket etmesini engellemeye çalışmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Balkanlarda etkin olmasın da ABD, İsrail, Rusya, Almanya, Vatikan ve birçok gizli servis ile FETÖ mü etkin olsun? Zaten Türkiye Cumhuriyetinin ilgili güvenlik güçleri devletimizin misyonlarını koruyacak güce de sahiptir.

Üçok’a katılabileceğimiz en önemli nokta şu: Anlattığımız üzere Balkanlarda ABD ve Rusya güç paylaşımı yapmakta, gizli servisler cirit atmakta, FETÖ kullanışlı bir piyon olarak hayat sahasını sürdürmektedir. Türkiye bu coğrafyada maddi ve manevi olarak, açık ve gizli misyonlarıyla güçlü olmazsa ABD ve Rusya bölgeyi daha da domine edip, FETÖ gibi, çetnik ve radikal dinci (İslamcı-Hıristiyan) paramiliter gruplarla istikrarsızlaştırabilir. Balkanlar buna müsait olmakla birlikte Makedonya’da Kumonova olayları, Bosna Hersek’deki çetnik katliamları tarihsel olarak buna örnektir. Orta Doğu’yu istikrarsızlaştırıp, İsrail’e hayat sahası açan, bölgenin yer altını kaynaklarını sömüren, Türkiye’yi çevrelemeye çalışan ABD; Balkanlarda da aynı taktiği uygulamakta ve uygulayacaktır da.

Türkiye artık eski genel geçer politikalarını revize edip, Balkanlarda yumuşak gücü olan kamu diplomasisinin yanında özellikle ekonomik hamleleri ve sert gücü ile de aktif olmalıdır. Türkiye Balkanlarda kültürel ya da tarihsel bir oyuncu değil, oyun kurucu olmalıdır. Bunun yolu da reel politik ve akılcı politikalardan geçmektedir. Türkiye nüfus olarak azınlıkta olan Türk soydaşlarımızın yanında bölgede çoğunlukta olan Müslüman gruplar Arnavutlar ve Boşnaklar üzerinden de coğrafya da etkisini siyasi ve ekonomik olarak arttırmalıdır. Müslüman toplulukların kolektif hareket etmesini sağlayacak entegrasyon projeleri ve politikaları geliştirmelidir. Bu toplumları temsil eden güçlü gruplar ve temsilcileriyle ittifaklar kurmalıdır.

Türkiye’nin Balkanlarda yapması gereken en temel hareketlerden biri de bölgeye yapılan maddi yardımların yatırıma ve üretime dönerek istihdam üretmesi, çeşitli kaymak tabakanın elinde ziyan edilmemesidir. Öyle ki bölgeye yapılacak ciddi yatırımlar mevcut hükümetleri de baskı altına alacak, Balkanların geleceğinde Türkiye’nin söz sahibi olmasını sağlayacaktır. İyi senaryoları da kötü senaryoları da Türkiye atacağı adımlarla belirleyebilir.

Sonuç olarak Türkiye, Balkanların kaderini ve istikrarını ABD ve Rusya’nın, çeşitli istihbarat örgütlerinin ve bilumum devletlerin eline bırakmak istemiyorsa; oyuncu değil oyun kurucu, denge gözeten değil denge belirleyen olmalıdır. Nasıl ki Türkiye Orta Doğu’da kendisine yönelik çevreleme ve kuşatma girişimlerine direniyorsa ve sesini yükseltiyorsa, Balkanlarda da yükseltmeli; Balkanların yeniden Orta Doğu gibi istikrarsızlaşmasına ve istikrarsılaştırılmasına mani olmalıdır. Üç tarzı siyasete, stratejik isim ve ideolojilere gerek de yok. Formül belli: Adil düzen, ekonomik ve toplumsal refah, barış; Türk, Arnavut, Boşnak; Rum, Bulgar, Romen demeden güçlü ve bağımsız bir Türkiye ve Balkanlar…

Yayın Tarihi: 15.12.2017

Kaynak: https://www.batitrakya.org/yazar/erdem-eren/orta-dogudan-balkanlara-kusatma-direnis-ve-turkiye.html

13.09.2017 – Yeni Akit Gazetesi – “Balkanlar’da Kurban diplomasisi mi? Reel diplomasi mi?” Adlı Yazım Yayınlandı

Erdem Eren dikkatlerden kaçan Balkanlar ile ilgili önemli bir yazı kaleme aldı. Eren, bölgede oluşan Sırp ve Rus milliyetçiği yanı sıra diğer tehlikelere dikkatleri çekti.

İşte Eren’in yazısı:

Balkanlar’da bol bol hayır işlediğimiz bir Kurban Bayramını daha geride bırakırken, Balkanlar’ı FETÖ’ ye, Amerikan emperyalizmine, Sırp ve Rus milliyetçiliğine, Alman kamu diplomasisine, Şia ve Selefi kıskacına “teslim” ettiğimiz bir 10 aya daha giriş yaptık. 10 ay diyorum çünkü İnşAllah Ramazan ayında yeniden oradayız.

Balkanlar’la ilgili en temel hatalarımızdan biri ne yazık ki ego tatmininden başka bir şey değil. Osmanlı hafızası tarihimizin en değerli parçası olabilir ama tarihin değerini avuntular ve böbürlenmeler değil, günümüzdeki ve gelecekteki doğrularımız ve gerçeklerimiz gösterecek ve sürdürecektir. Devlet olarak Balkanlar’daki kamu diplomasisi faaliyetleri başlığı altındaki birçok çalışmamız geçmişte yaptıklarımıza kıyasla oldukça doğrudur evet ama daha fazlasına ihtiyacımız var. Bu faaliyetlerin Müslümanların ve Türklerin yaşadığı ülkelerde hatta şehirlerde daha fazla koordinasyon içinde yapılması gerekiyor. Yine Balkanların kapsamlı bir röntgeninin çekilip, çoğunluğun ve azınlığın her türlü istatistikî verileri, talepleri ve sıkıntıları tespit edilmeli. Çünkü Türkiye düne nazaran çok daha kapsamlı, tutarlı ve etkin reel politikalara ihtiyaç duyuyor.

Balkanlar’ın neredeyse hiçbir ülkesinde FETÖ’ ye karşı tam anlamıyla mücadele edilmiş ve başarı elde edilmiş değil. FETÖ hala tüm ülkelerde siyasi, ticari ve eğitim kurumlarıyla faaliyetlerine devam ediyor. Balkan ülkelerindeki siyasi kadrolaşmasını sürdürürken, ticari gücünü de arttırıyor. Amerikan kuruluşları ve büyükelçileri ise emperyalist manevralarla ülkelerin iç siyasetine doğrudan müdahale ediyor. Slav kökenli ve benzeri Balkan milliyetçiliği ise Müslümanları ve Türkleri dışlayıcı politikalarla asimile etmeye çalışıyor. Bunun yanında Alman kamu diplomasisi ise Balkanlar’ı bir insan kaynakları havuzu olarak görüyor. Kendi istediği tipte kadroları arka bahçesi olarak gördüğü Balkanlar’da yetiştirmekle uğraşıyor. Şiacı ve Selefi gruplar ise özellikle ekonomik yatırımlarla Balkanlardaki etki güçlerini arttırıyorlar. Türkiye’nin kamu diplomasisi kuruluşlarıyla, siyasi kadrolarıyla, büyükelçileriyle, sivil toplum gruplarıyla, hükümet dışı tüm organizasyonlarıyla, ekonomik lobileriyle neden ego tatminini, avuntu ve böbürlenmelerini bırakması gerektiğini anladınız mı? Karşımızda sadece yukarıda saydığımız karşıt gruplarlar yok birde kendimiz varız.

Makedonya’da Türkler 4. partilerini kurma girişimlerine başlamışlar. Bırakın ülkede Müslümanların Türk, Arnavut ve diğer toplumların tek çatı altında Makedonlara karşı siyaset üretebilme ve birlik olma girişimlerini, sadece Türkler siyasal açıdan 4. parçaya ayrılacaklar. Balkanların neredeyse tüm ülkelerinde vaziyet böyle, bu durum sadece Makedonya’ya has değil. Birçok ülkede azınlık ve çoğunluk fark etmeksizin Müslümanların Türk, Arnavut ve Boşnak gibi toplumların birden fazla siyasal partisi bulunmakta ve siyasal açıdan paramparça durumdalar. Çok detaya girip Google bilgileri vermeyeceğim. Ancak birkaç ülkedeki veya ülkeyle alakalı sorunlara da yer vermek istiyorum.

Sınırımızdan başlayalım. Bulgaristan evet kapalı bir rejim ancak ne yazık ki hala buna bir çözüm üretip bu ülkedeki Müslüman ve Türk azınlığın elinden sıkı sıkıya tutamıyoruz. Yunanistan’ın Batı Trakya’daki ihlalleri devam ederken, uluslararası kamuoyunu etkileyebilecek uluslararası bir akil heyetinin eksikliğini yaşıyoruz. Makedonya, Türk ve Arnavut Müslümanların siyasal ve toplumsal açıdan en çok ayrıldığı ülkelerden biriyken, köklü birleştirici girişimlere ihtiyaç duyuyoruz. Arnavut çoğunluğun hâkim olduğu iki ülke olan Arnavutluk ve Kosova ile Türkiye arasında sağlam köprülerin inşa edilmesini, dış politikada bu ülkelere daha net adımlar atılmasını, milliyetçi değil, Müslüman kimliğin ön planda tutulmasını arzu ediyoruz. Bosna’nın ekonomik ihtiyaçlarını göz ardı etmemeli, özellikle Selefi akımları iyi analiz ederek, yeni ekonomi politik gelişmeleri başlatmalı ve bunu tüm Balkanlara yaymalıyız. Bunlar sadece bazıları.

Balkanlar’la ilgili temel önerim geleneksel davranış ve politikalarımızı baştan aşağı değiştirmemiz değil, yeni politikalar da üretebilmemizdir. Giriş bölümlerinde söylediğim gibi; Balkanlar’da etkili veya başarılı olmuş; FETÖ, ABD, Sırp ve Rus, Alman, Şia ve Selefi politikalarını iyi analiz etmeli, bu tezlere karşı tez üretebilmeliyiz. Balkanlarla ilgili temel ve genel politikalarımızın yanı sıra ülke ülke hatta şehir şehir tüm Müslüman toplumlara yönelik etkin ve tutarlı reel ve ekonomi politik hamleler geliştirmeliyiz. Çünkü mevcut politikalarımızın yukarıda saydığımız grupların politikalarına karşı henüz başarılı olmadığı apaçık ortada. Mesele taklitçiliği övme ya da başarısızlığa sövme de değil. Biz geçmişimizle övünebiliyor ve ceddimizi yad edebiliyoruz. Ya gelecektekiler edebilecekler mi?

http://www.yeniakit.com.tr/haber/balkanlarda-kurban-diplomasisi-mi-reel-diplomasi-mi-376292.html?fbclid=IwAR3vGcCmmgd3YE_v9kUHiRCBiXsk83ACzHmCefOdDwPYMwJO0rg32KwXN1U