Yazılar

Kengeşin Uyanışı

“Mülkün sahibine sarılarak yürekten Bismillah…” “Yaratan Rabbinin adıyla oku” diye buyurmuştu Yüce Allah sonsuz yolun feneri Kur’an-ı Kerim’de bizlere. Biz de buyruğun gereğini dünyevi hayatımızda icra etmek için okumak ve yazmak ilminin pratiğiyle naçizane görüşlerimizi paylaşacağız mümkün olduğunca bu köşemizden. Yazılarımın sınırlarının bulunmadığını ilk olarak belirtmek isterim. Fırsat buldukça dünyevi ve uhrevi birçok meseleyi çapımızca analiz etmeye gayret göstereceğiz. İlmin sahibi Allah’tır, bize yazmak düştü okumak sizlere…

Bizler, yüzlerce yıllık kadim bir geleneğin mirasçıları, kutsal toprakların savunucuları, mazisi zaferlerle dolu bir ceddin torunlarıyız. Bu millet İslam’ın sancaktarı olmuş, İlayı Kelimetullah aşkıyla Allah’ın şanını, bu yüce dini ve adaleti yeryüzüne “Kutlu Nebi’nin” önderliğiyle yaymayı başarmış ve bu yoldan giden bir millet olmuştur. Şüphe yok ki yüzlerce yıldır devletler kurup devletler yıkan bu millet, tarih arenasında tesadüf eseri var olmamıştır. Tarih neyse, gelecekte o olmalıdır.

Osmanlı Devleti’nin tarih arenasından yok olması ne yazık ki hazindir. Bu millet devletsiz kalmamıştır fakat dünya adaletsiz, ümmet başsız kalmıştır. Adalet İslam’ın ürünü, bu millet de tarih boyunca uygulayıcısı olmuştur. Osmanlı Devletinin hüküm sürdüğü toprakların, devletlerin ve milletlerin Osmanlı sonrası hallerine tek tak bakalım. Neredeyse hepsinde bir kaos hakim. Balkanlar milliyetçilik virüsleriyle birbirine kırdırıldı, Kafkaslar Moskof zulmüne yenik düştü, Afrika açlığa terk edildi, İslam coğrafyası ise mezhep ayrılıklarına. Osmanlı’nın yani bu milletin yokluğu üç kıtaya çok kötüye mal oldu. Osmanlı’nın yerini ise sömürgeci emperyal güçler, uluslar arası lobiler, derin yapılar, istihbarat örgütleri, hanedanlar, büyük finans grupları aldı. Aradan neredeyse 100 yıl geçti ancak ne karşı koyabilecek bir yapı üretebildik ne de bu coğrafya ile milletleri bir araya getirebilecek sağlam adımlar atabildik. Bunun birçok sebebi var; Milletler arası derin ayrılıklar öyle keskin atıldı ki tekrar bir araya getirmek bile yüzlerce yıl alabilir. Bunu tarihin ve kaderin de istemesi gerekiyor. Konjonktürün uygun olması, öncü devlet ve liderlerin köklü bir şekilde kader birlikteliği etmesi, her açıdan çıkar birliğinin sağlanması elzem. Tabii ki tüm bu yapıya baş olabilecek bu milletin ve devletin hem psikolojik hem de reel politik olarak hazır olması lazım. Müjde vermek lazım ki Türkiye buna hazırlanıyor.

2. Dünya savaşı sonrasında ki özellikle “Soğuk Savaş” döneminde ABD hegemonyasını hem psikolojik olarak hem de reel politik olarak kabul ettirdi. Sermaye gücünden, askeri ve siyasi gücünden bahsetmemek gerekir sadece. ABD hegemonyasını ekonomik olarak, kültürel olarak da neredeyse her anlamda tüm dünyaya kabul ettirdi. “Hollywood Effect’i”, kıtalar arası dış yardımları, Amerikan ürünlerinin yayılımını unutmamak gerekir. Türkiye son dönemde hızlı atılımlarla devlet yapılanmasını yeniden dizayn etmeye başladı. Büyük güç olmak yolunda psikolojik ve reel politik eşikleri aşmaya gayret gösteriyor. Bunları kısa bir inceleyelim.

2002 sonrası Adalet ve Kalkınma Partisi’nin iktidara gelişi, küresel sermayeyi de mutlu etti. Avrupa Birliği ile müzakereler, Batı endeksli gelişim Türkiye’nin ekonomik gelişimine de etkisini gösterdi. Adalet ve Kalkınma Partisi toplumun çoğunluğu olan muhafazakâr ve yoksul kesime yönelik gerçekleştirdiği sosyo-ekonomik politikalarla iktidarını güçlendirdi. Yapılan yasal reformlar, kalkınma hamleleri, ekonomik büyüme, halkın başta Recep Tayyip Erdoğan’a olan desteğinin giderek artması Ak Parti’yi 2016’ya kadar eriştirdi. Peki, hükümet Türkiye’nin yeniden büyük güç olması için neler yaptı?

Cumhuriyetin kuruluşundan belirli bir dönem sonrasında devlet yargısal, askeri, ekonomik ve siyasi olarak bazı vesayet güçlerinin yönetimi altına girdi. Yapılan darbeler, ekonomik ve siyasi müdahalelerle bu devlete balans ayarı yapıldı. Ak Parti hükümeti işte bu vesayet odaklarına yönelik mücadele yarışına girdi. Askeri vesayetin kırılması, devlet içindeki gizli yapılanmalar, paralel yapı gibi odaklar devlet içinden birer birer temizlenmeye başladı. Bunu askeri, siyasi, ekonomik ve bürokratik modernizasyonu da eklersek önemli adımlar atılmış oldu. Dış politikada kurulan uluslar arası ittifaklar ve temin edilmeye başlanan askeri üsleri de katarsak; Türkiye’nin büyük güç olma yolunda “Hard Power” potansiyeline erişme yolunda ilerlediğini söylemek mümkün.

Hükümetin gerçekleştirdiği en önemli atılımlar bana göre psikolojik hazırlıklardır. Son 14 yıldır Türkiye, Osmanlı’ya özlem duyan milletlere yardım eli uzatan, bir Balkan köyünde Türk askeriyle beraber ağlayan ninenin, Afrika’da Türkiye’nin açtığı su kuyusunda hayat bulan çocuğun, Gazze’de uğruna hala şehit olacak Türk kardeşlerinin olduğunu bilen gözü yaşlı babanın umudu olmaya başlamıştır. Türkiye insan temelli dış politikasıyla, insani yardımlar, İslam’ın varlığı ve birliğini, Ümmetin gücünü anlatan önemli dizi ve filmleriyle, Türk ürünleriyle mazlum milletlere “Kültürel Kalkan” örmeye başlamıştır. Bugün Suriye’li ve Türkmen mazlumların, Bosna’lı şehit çocuklarının, Filistin davasının en büyük umudu Türkiye’dir. Bu açıdan bakıldığında Türkiye “Soft Power” potansiyeline sahip olma noktasında da kurumsal yapılanmasını başarıyla gerçekleştirmiş ve uygulamaktadır. Peki, geriye ne kaldı?

Türkiye’nin tekrardan büyük güç olabilmesi için ilk önce ayağındaki prangalardan kurtulması gerekiyor. Yumuşak karnımız ekonomimizin sağlam temellere oturtulması, özellikle enerji temelli cari açığımızın ortadan kaldırılması, askeri teknoloji ve imkânlarımızın uluslar arası operasyonlara uygun güce erişmesi, istihbarat örgütümüzün radar ve operasyon gücünün arttırılması, iç politik kargaşalardan ve ayrılıklardan kurtulmamız ve birçok şey sayılabilir ama en önemlilerden biridir ki “Terör Virüsünden” kurtulmamız ya da doğru mücadele etmemiz gerekiyor.

Peki, Türkiye ne oldu da kuruluşunun 100.yılına yaklaştığı bu son dönemeçte “Büyük Güç” olmaya “Yeni bir Türkiye’yi” inşa etmeye karar verdi. İşte bunun sırrı, yüzlerce yıldır bu milleti devletsiz bırakmayan Rabbin ilminde ve “Kengeş’in Uyanışında” saklı…

Allah’a emanet olun…

Yayın Tarihi: 29.01.2016

Kaynak: http://genclerinsesi.com/yazarlar/erdem-eren/kenges-in-uyanisi/331/