Yazılar

Avrasya Jeopolitiğinde Doğu Türkistan Meselesi ve Türkiye’nin Bakış Açısı

Son günlerde kamuoyunda ve sosyal medyada Doğu Türkistan ya da Uygur meselesi sıkça gündeme gelen bir konu olarak oldukça dikkat çekiyor. Bu mecraları kullanan birçok kişi, ilgili konuya dair muhakkak fotoğraflar, görüntüler veya haber ve paylaşımlara rast gelmiştir. Bugünlerde bu paylaşımlara daha sık rastlar olduk. Konunun uzmanları, ilgilileri hatta bihaber olanları dahi bu konuya değinmeden duramaz oldular.

Öncelikle bende kendimi konunun uzmanı olarak nitelendiremeyeceğim ama bölgeyle ilgili okumalarıma, kamuoyunda ve sosyal medyada denk geldiğim paylaşımlara dayanarak bu meseleyle ilgili bir analiz yapmak istiyorum.

Coğrafi Olarak Türkistan ve Doğu Türkistan

İlk olarak Doğu Türkistan meselesine gelmeden önce coğrafyayı bir tanımlamak gerekiyor. Doğu Türkistan olarak adlandırdığımız bölge yaklaşık 2 milyon metrekarelik bir bölge olup, Çin’in Batısında yer alan ve Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Pakistan ve Hindistan ile komşu olan bir bölgedir. Başkenti Urumçi olan Doğu Türkistan ya da Uygur Devleti’nin nüfusuyla ilgili ise çok farklı sayılar telaffuz ediliyor. Yaklaşık 20 milyondan 50 milyona kadar farklı sayılar dillendiriliyor. Bu nüfusun büyük çoğunluğunu ise Müslüman Uygur Türkleri oluşturuyor.

Türkistan kelime anlamı olarak “Türklerin oturduğu” yer anlamına gelen bir ifadeye karşılık geliyor. Coğrafi olarak ise Türkistan literatürde genel olarak Batıda Hazar Denizi’nden Doğuda Altay ve Altın Dağları’na, Güneyde Horasan, Karakurum Dağları’ndan Kuzeyde Ural Dağları ile Sibirya’ya kadar uzanan bir bölge olarak tarif ediliyor. Bazı tariflerde Türkiye’de Batı Türkistan olarak geçebiliyor. Bu tariflere Azerbaycan’ı da dâhil etmek gerekiyor. Mevcut tanımla Türkistan; Türkiye, Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkmenistan, Tacikistan, Rusya ve Çin topraklarının bir kısmını kapsayan, Türk halkların yaşadığı coğrafi bir bölgedir.

ABD menşeili bölgesel okumalarda Türkistan bölgesi Orta Asya olarak da adlandırılıyor. Ölçeği biraz genişletirsek; Doğu Türkistan önce Çin’e bağlı özerk bir bölge, Türkistan coğrafyasının en doğu sınırında, Asya kıtasının ise tam ortasında yer alıyor. Doğu Türkistan hem Asya hem de Avrasya coğrafyasının merkezinde.

Avrasya terimi kelime bütünü olarak Avrupa ve Asya kelimelerini birleştiren, coğrafi olarak da iki kıtayı kapsayan bir haritayı tanımlıyor. Bu tanımda Avrasya; Avrupa, Balkanlar, Türkiye, Orta Doğu, Kafkaslar, Türkistan ve Asya bölgelerini içine alıyor. Doğu Türkistan meselesinde hayati öneme sahip kavramlardan biri aslında tam da bu Avrasya terimi. Neden olduğuna döneceğiz.

Kamuoyunda Doğu Türkistan Meselesi

Doğu Türkistan’ın mesele kısmını oluşturan en önemli durum Çin’in bölgedeki Müslümanlara yönelik yaptığı uygulamaları kapsıyor. Kamuoyunda bu uygulamalar; Çin’in asimilasyon politikaları, gayri hukuki ve işkenceye varan haksız fiiller olarak nitelendiriliyor. Bu konuda dikkatimi çeken bazı hususlar var.

Doğu Türkistan’da yaşananlarla ilgili çok farklı görüşler kamuoyunda dolaşıyor. Bu görüşleri ve paylaşan kesimi büyük oranda şöyle kategorize etmek mümkün;

– Doğu Türkistan’da Çin’in bölge Müslümanlarını toplama kampları, yasaklar ve şiddet eylemleriyle asimile ettiğini ve Çin’in haksız uygulamalarını dile getiren muhafazakar ve milliyetçi kesim,

– Çin’in bölgedeki tüm insan haklarını ihlalini hem Türkiye’de hem de uluslararası basında dile getiren ve öne çıkaran ABD ve Batı menşeili gruplar,

– Doğu Türkistan’da şiddeti CIA’in tırmandırdığını ve haksız uygulamaların büyük oranda olmadığını iddia eden ve Çin ile bağlantıları da olan bir grup…

Kamuoyunda ve sosyal medyada bu üç grubun daha büyük oranda Doğu Türkistan meselesini ve bölgedeki olayları dillendirdiğini görüyoruz.

Doğu Türkistan’da bu doğrultuda;

  • Yüz binlerce Müslüman’ın toplama kamplarına kapatıldığı,
  • Toplu işkence ve infazların yapıldığı,
  • Bölgedeki kadınların Çin’li erkeklerle zorla evlendirildikleri,
  • Bölgede kasıtlı olarak nükleer ve çeşitli silah denemeleri yapıldığı,
  • Doğum sınırlamalarının getirildiği ve kısırlaştırmaların yapıldığı,
  • İbadet özgürlüklerinin engellendiği,
  • Zorunlu Çince eğitimlerinin verildiği gibi olayların yaşandığı iddia ediliyor.

Ayrıca bu iddialar birçok uluslararası rapora da yansımış durumda. Gelelim Doğu Türkistan meselesinde Avrasya kavramının önemine…

Avrasya Jeopolitiği ve Doğu Türkistan

Çin bugün yalnızca Asya’nın değil Avrasya ve dünyanın da en büyük aktörlerinden biri konumunda. Yaklaşık 1.4 milyar nüfusu ve 12 trilyon dolarlık ekonomisiyle Çin büyük bir dev. Bunlar istatistiksel gerçeklikler. Asya bölgesinde Çin; Hindistan, Rusya, Japonya ve Pakistan ile birlikte siyasal ve askeri olarak da büyük bir nüfuza sahip.

Çin bugün hem BM Güvenlik Konseyinin daimi üyesi hem de Şanghay İşbirliği Örgütü’nün kurucu üyesi. ABD ve Batı tarafından Çin’in Doğu Türkistan’daki haksız fiilleri uluslararası kamuoyunda sıkça dillendirilse de Çin’e karşı hem siyasi ve askeri hem de uluslararası hukuk gereğince adım atmak çok zor.

Avrasya jeopolitiğine gelecek olursak; Şanghay İşbirliği Örgütü 1996 yılında Çin ve Rusya tarafından kurulmuş bir örgüt olmak üzere Çin’in bölgedeki politikalarına da alt zemin sağlayan bir uluslararası örgüttür. İlk olarak başta Rusya olmak üzere örgüte üye bulunan Kazakistan, Tacikistan, Tacikistan, Özbekistan ve yeni üyeler Hindistan ve Pakistan Çin’e karşı bölgede cereyan eden veya edecek aşırı milliyetçi ya da dinsel hareketlerde Çin’i desteklediklerini ve destekleyeceklerini de taahhüt etmişlerdir. Ayrıca bu devletler Çin’in Doğu Türkistan politikalarını desteklerini de kuruluş anlaşmalarında ve zirvelerinde beyan da etmişlerdir. Türkiye’de 2007 yılında üyelik başvurusu yaptığı Şanghay İşbirliği Örgütüne dâhil olması halinde bu politikaları kabul etme dayatmasıyla karşı karşıya kalacaktır.

Türkistan bölgesinin tümü gibi bugün Doğu Türkistan’da da zengin yer altı ve yer üstü kaynakları bulunmaktadır. Ayrıca Çin’in en zengin petrol ve madenlerinin Doğu Türkistan’da olduğu ve bölgenin zengin petrol, doğalgaz ve uranyum kaynaklarıyla altın ve bakır yataklarına sahip olduğu da iddia edilmektedir. Sincan’da 138 kıymetli madenin çıkarıldığı, Urumçi’de 100 milyarlarca tonluk birçok yeni madeninde keşfedilmeye devam edildiği belirtilmektedir.

Çin’in bu bölgenin yer altı ve yer üstü kaynaklarından faydalanmak istemesi ve bu doğrultu da bölgeye yaşayan Müslüman ve Türk toplumu tehdit olarak görmesi de gayet doğal. Özellikle Urumçi’nin Çin için başka bir önemi daha var. O da “Kuşak ve Yol Projesinde” gizli.

Kuşak ve Yol Projesi ve Doğu Türkistan

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, ilk kez 7 Eylül 2013 tarihinde Kazakistan Nazarbayev Üniversitesi’nde yaptığı bir konuşmada “Avrasya bölgesindeki bütün ülkeler arasındaki ekonomik bağlantıları daha da yoğunlaştırmak” amacıyla “İpek Yolu Ekonomik Kuşağının” oluşturulması gerektiğini ifade etti. O tarihte başlayan süreçle birlikte “Kuşak ve Yol Projesi” ortaya çıktı.

Maliyeti ilk hesaplamalara göre 1.4 trilyon doları aşabilecek proje ile aralarında Türkiye, İran ve Rusya’nın da yer aldığı Avrupa ve Asya’daki 60 ülkenin birbirine bağlanması hedefleniyor. Projeye dâhil edilmek istenen ülkeler dünya nüfusunun yüzde 70’ini oluşturuyor. Toplamda 20 trilyon dolarlık ekonomiler deniz, demir ve kara yollarıyla birbirine bağlanıyor.

Kuşak ve Yol Projesinin “21. yy Deniz Yolu Rotası”, Çin’in Fuzhou limanından Kenya Nairobi, Yunanistan Atina, Venedik güzergâhından kıta ve ada Avrupa’sına ulaşıyor. Asıl mesele ise tarihi “İpek Yolu Kuşağının” rotasında. Bu kuşağın rotası ise Çin’in Xian kentinde başlarken; Doğu Türkistan’da Urumçi’den Kazakistan’ın Almatı kentine, oradan Semerkant ve Duşanbe’den İran’da Tahran’a, Türkiye’de İstanbul’dan, Rusya’da Moskova’ya ve oradan da kıta Avrupa’sında Almanya üzerinden ada Avrupa’sına varıyor.

Kısaca “Kuşak ve Yol Projesi” sadece projede yer alacak ülkeler için değil, Türkiye ve Çin içinde hayati öneme sahip durumda. Projenin en önemli güzergâhının Doğu Türkistan’da Urumçi üzerinden geçecek olması Çin’in bölgeye yönelik politikalarını da sertleştiriyor. Çin bölgede kendisine ve projeye karşı herhangi bir istikrarsızlık ve kaos ortamı oluşmasını da istemiyor.

Sonuç Olarak…

Doğu Türkistan’da kabul edilse de edilmese de Müslüman ve Türk Uygur toplumunun hak ihlalleriyle, baskı ve şiddet uygulamalarıyla karşılaştığı ulusal ve uluslararası tüm kamuoyunun malumu. Bugün Uygur halkının yaşadıklarının Yunanistan’da Batı Trakya Müslüman ve Türk Azınlığının ve Filistinli Müslümanların yaşadıklarından ayırmak çok da mümkün değil. Batılı ve modern saydığımız Avrupa’da ve ABD’de Müslümanların ve hatta siyahîlerin yaşadıklarını unutabilir miyiz?

Ancak bunlarla beraber malum olan bir diğer durum daha var. O da küresel siyasetteki gerçekler. Çin bugün karşısında öyle ya da böyle siyaseten, ekonomik olarak ya da bazı bölgelerde askeri olarak ABD’nin bile karşısında kolaylıkla duramadığı bir devlet. Nitekim Türkiye-Çin ilişkileri de hem “Kuşak ve Yol Projesi”, hem diğer ekonomik ilişkiler hem de Şanghay İşbirliği Örgütü gibi ikili ve çoklu platformlar açısından hayati önemde.

Bu gerçekleri göz önünde bulundurduğumuzda Doğu Türkistan meselesini ikili ilişkilerde, ulusal ve uluslararası platformlarda duygusal reflekslerle değil, daha akılcı ve reel politik bir vizyonla dile getirmek zorundayız. Ayriyeten konuyla ilgilenen siyasilerimizin, akademisyen ve gazetecilerimizin, bu alanda çalışan sivil toplum kuruluşlarımız ile kurumlarımızın da  diğer uluslararası meselelerde de olduğu gibi duygusal serzenişlerden öteye geçmeleri gerekiyor. Daha akılcı davranarak diplomasinin çok boyutlu ve akılcı kanallarını kullanarak bu meseleyi çözmek ya da hafifletmek hususunda hareket etmek şart.

Son olarak ise; Doğu Türkistan’ın özellikle Türkiye’deki diasporasının ise Türkiye Cumhuriyeti Başkanı Sn. Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmeleri gerek. Bununla birlikte ülkemizin genel dış politikalarına uygun hareket ederek, Doğu Türkistan’daki meselelere diplomasi aklına ve metotlarına da uygun olarak dikkat çekmeliler.

Bu minvalde özellikle doğru ve gerçek bilgilerle, manipülatif olmayan bilgileri kamuoyu ve ilgililerle paylaşmalılar ve bu mesele üzerinden çıkar elde etmek isteyen yabancı ajan sivil toplum kuruluşlarından uzak durmalılar. Unutulmamalıdır ki; Sn. Erdoğan hiçbir mazlum millete bunca yıllık siyasi yaşamı müddetince kayıtsız kalmamış ve kalmayacaktır.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 18.01.2019