Terörle Mücadelede Doğru Strateji

Değerli dostlar,

Bu toprakların kaderimidir bilinmez ama ümmet ve millet olarak neredeyse kalu beladan beri süregelir bir şekilde zulme maruz kalıyor, zalimle mücadele ediyoruz. Hem ümmetimizin hem de milletimizin tarihi zalime baş koymakla geçmiş, adları bir gün Yezid, bir gün Moğol, Tapınakçı, Moskof bir gün Taşnak, Asala olmuş bir gün ise PKK. Doğru var oldukça yanlış, mazlum var oldukça da zalim bitmeyecektir. Değişen tek şey adları, yüzleri ve kılıkları olmuştur. Ama unutulmamalıdır ki fitne ateşi ve tuzaklar var olsa da Allah düzen kurucuların en hayırlısıdır.

Ülkemiz yaklaşık 1976 yılından beri silahlı ve ideolojik terör eylemleri yapan Kürdistan İşçi Partisi yani Partiya Karkeren Kurdistane (PKK) adlı sosyalist terör virüsünün eylemleriyle mücadele ediyor. Yitirilen canlar, maddi ve manevi kayıplar o kadar fazla ki bunları sayılarla ve kelimelerle ifade etmek neredeyse imkânsız.

1976 yılından günümüze geçen yaklaşık 40 yılda devlet, terörle mücadelede eğrisiyle doğrusuyla birçok stratejiyi denedi. İlk olarak uzun bir süre sorunun adlandırmasıyla uğraştık. “Doğu Anadolu Sorunu”, “Güneydoğu Anadolu Sorunu”, “Kürt Sorunu”, “Terör Sorunu” derken nihayet “Terör Sorununda” karar kılındı. 40 yılın geneline baktığımızda sorunla mücadelede ortaya konan ana stratejinin askeri unsurlarla birlikte mücadele etmek olduğunu görürüz. PKK unsurlarına yapılan sınır ötesi operasyonlar ve askeri mücadelenin yanı sıra örgütün siyasi ve ideolojik kanadına yapılan yargı müdahaleleri “Terör Sorunuyla” yapılan mücadelenin temel unsurları oldu. Mevcut bu yapının Ak Parti hükümetlerine kadar devam ettiğini söylemek yanlış da olmaz.

Ak Parti hükümeti terörle mücadelede önceki hükümetlere nazaran askeri mücadele ve PKK’nın siyasi ve ideolojik uzantılarına yargı müdahalesi dışında yeni stratejiler ekledi. “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” ve “Çözüm Süreci” dönemlerini incelediğimizde, PKK’nın siyasi uzantılarının ve İmralı’nın muhatap alındığını bunun yanı sıra bölgenin kanaat önderlerinin ve “Akil Adamların” devreye sokulduğunu ve bunu siyasi, yargısal, ideolojik, ekonomik, sosyal ve kültürel bazı reformların izlediğine tanık olduk. Gerçek şu ki; JİTEM’vari yaklaşımlarla, baskı politikalarıyla bölge insanı sadece PKK’dan değil devletten de önemli zararlar görmüştü. Terörle mücadelede yaşanan mevcut dönemlerin belirli vakitlerde bölge insanına her anlamda nefes aldırdığını söylemek mümkündü. Ancak 7 Haziran seçimleri öncesi başlayan ve tekrardan zirveye tırmanan terör eylemleriyle bu dönemin geçici olduğu ortaya çıktı. Devlette seçimler sonrasında tekrardan askeri mücadeleye geri dönerek operasyonlara başladı.

1 Kasım seçimlerinde Ak Parti’nin tekrardan iktidara gelmesi ve siyasi istikrarın sağlanmasının ertesinde, devlet çok köklü bir şekilde terörle mücadele edilmesine karar verdi. Cizre, Silopi ve Sur başta olmak üzere terör bölgelerinde neredeyse ev ev terör unsurlarının temizlenmesi bu kararın eylem aşamasıdır. Ancak gelinen noktada bölge halkının başını sokacakları bir evleri dahi kalmadı. Bu noktada Başbakan Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz günlerde Mardin’de 10 maddelik terörle mücadele “Master Eylem Planı’nı” açıkladı. Devletin operasyonlar sonrasında bölgeye yönelik yapacağı adımlar plan dâhilinde temel manada ortaya konuldu.

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki; bölgenin ve bölge halkının rehabilitasyonunu sağlaması bakımından bu plan oldukça önem taşıyor. Köklü bir “Master Plan” için ne yazık ki geç bile kalındı. Bölgeye kalıcı bir huzur getirmek ve bölgenin ekonomik olarak köklü bir şekilde kalkındırılmasını sağlamak da ne yazık ki yetersiz kaldık. Davutoğlu plan dâhilinde terörle mücadelede artık HDP ve PKK’nın muhatap alınmayacağını, Diyarbakır, Mardin başta olmak üzere bölgenin yeniden inşa edileceğini belirtti. Plana göre terörle mücadelede yeni muhatabın milletin kendisi olacağı, bölgenin kanaat önderlerinin ve STK’larının oluşturacağı istişare meclislerinin kurulacağı belirtiliyor. Yeni anayasa ile “insan odaklı” bir devlet anlayışının egemen kılınacağı, bölgeyle doğru iletişim stratejileri kurularak, ekonomik desteklerle, siyasi, ekonomik, sosyal ve güvenlik bazlı birçok adımla bölgede istikrarın sağlanacağı ifade ediliyor. Son olarak TOKİ başta olmak üzere birçok devlet kuruluşu yeni plan kapsamında terörle mücadele de koordineli çalışacak. İş, eğitim, sağlık, imar, şehir yapılanmaları, aile ve sosyal politikalar, gençlik ve spor, devletin tüm yatırımları, sosyal yardım projeleri terörle mücadele adına oluşturulacak bu “Master Plan” çerçevesinde uygulanacak. Tabii ki planın bundan önceki adımlardan farkını zaman içerisinde daha iyi görüp, anlayacağız.

4 yıl önce bloğumda “Terörü Bitirme Planı” diye bir yazı kaleme alıp, 10 maddelik bir eylem planı ortaya koymuştum. Sırasıyla şunları ifade etmiştim;

–          Ordu modernize edilmeli ve askeri teknolojileşme sağlanmalı,

–          Bölge de görev alan tüm güvenlik kuvvetleri profesyonel birliklerden oluşmalı,

–          Mobilize birlikler kurularak, hantal yapı terk edilmeli,

–          Seçim barajı düşürülmeli, sistemsel demokratikleşme sağlanmalı,

–          Teröre bulaşmış siyasi uzantılara izin verilmemeli,

–        “Terörle Mücadele Yatırım Programı” oluşturulmalı, bölge kentsel dönüşüme tabi tutularak TOKİ eliyle yeniden inşa edilmeli,

–          Terörle mücadele ile ilgili köklü akademik destek alınmalı,

–     Terör örgütünün finansal kaynaklarını çökertmek adına ulusal ve uluslar arası operasyonlar düzenlenmeli,

–      Terör örgütüne ulusal ve uluslar arası arenada destek veren devletler, örgütler, şirketler, kurum ve kuruluşlar ile yapılar ifşa edilerek, ulusal ve uluslar arası kamuoyunda gündem yaratılarak, uluslar arası mekanizmalar harekete geçirilmeli ve mücadele başlatılmalı,

–     Terörle mücadelede psikolojik üstünlüğü sağlamak, etnik ayrımcılığı önlemek adına sosyal, sportif, kültürel, hukuki, ekonomik ve siyasal eylemler düzenlemeli ve destek olunmalıdır.

4 yıl öncesinden ifade ettiğim bu planların birçoğunun hükümet tarafından bizzat uygulandığına zaman içerisinde şahit oldum ve olmaktayım. Ancak hala birçoğu uygulanmayı da bekliyor. Evet. Özellikle bölgenin ve bölge halkının rehabilitasyonunu sağlamak oldukça önem arz ediyor. Ancak ben terörle mücadele de atılacak tüm adımların terörün kökünü temelli kazmak amacıyla atılması gerektiğini savunuyorum. Kesinlikle bir master planımız olmalı ama buna daha kapsamlı stratejiler eklenmeli diye düşünüyorum.

İlk olarak bölgeyi ve bölge halkının yapısını doğru analiz etmeliyiz. Bölge elbette Kürt vatandaşlarımızın yoğun yaşadığı bir coğrafi alanı teşkil ediyor. Kültürel, etnik ve dinsel olarak bölge insanı çok boyutlu bir örgütlenmeyle hayatını sürdürüyor. Devletin terörle mücadelede bölgeden doğru insanları muhatap alması oldukça önem arz ediyor. Aşiretler, cemaatler, tarikatlar, çeşitli etnik ve dini gruplar bölge halkının önemli bir gerçeğini bizlere yansıtıyor. İşte bu doğrultuda devletin kanaat önderi sıfatıyla sadece ekonomik, kültürel ve siyasi gücü elinde bulunduran kimseleri muhatap alması stratejik bir hata olabilir. Bu noktada bölge insanını doğru temsil eden kimseleri muhatap alıp saygı duymak daha doğru bir seçenek olur.

Terörle mücadelenin sadece askeri unsurlarla yeterli olmayacağını defalarca dile getirdik. Terör örgütü PKK, sadece silahlı vahşi bir örgüt olmasının yanı sıra aynı zamanda uluslar arası odakların bir maşası ve uluslar arası bir şirkettir. PKK her yıl silah, uyuşturucu, mazot gibi birçok kaçakçılıktan milyarlarca dolar gelir elde ediyor. Dünyada birçok ülkede siyasi, ekonomik, istihbari uzantısı ve destekçisi mevcut. Ayrıca birçok devlet, istihbarat örgütü, şirket ve odak PKK’ya çıkarları doğrultusunda destek oluyor. Hal böyleyken PKK’yı sadece ulusal ve askeri kapsamlı operasyonlarla mağlup edemeyiz. Bu doğrultu da PKK’nın ulusal ve uluslar arası alanda tüm desteklerini ortadan kaldırmamız gerekiyor. Aksi takdirde hangi adımı atarsak atalım bu geçici ve etkisiz kalır. 4 yıl önce önerdiğim gibi; PKK’nın ulusal ve uluslar arası tüm finansal, siyasal, propaganda, istihbari kaynaklarıyla mücadele etmeli, ulusal ve uluslar arası arenada topyekûn bir saldırıya geçmeliyiz. Millet ve devlet olarak artık bu virüsten kurtulma vaktimiz geldiğini düşünüyorum. Bu yolda artık milletimizle el ele omuz omuza, üniversitelerimiz, siyasal partilerimiz, kurum ve kuruluşlarımız, şirketlerimiz ve sivil toplum kuruluşlarımızla birlikte çok kapsamlı bir mücadeleye girişmeliyiz. Bu virüsü ancak bu şekilde yenebiliriz.

Allah’a emanet olun…

Yayın Tarihi: 12.02.2016

Kaynak: http://genclerinsesi.com/yazarlar/erdem-eren/suriye-turkiye-nin-ic-meselesidir/382/

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir