Türk-Amerikan İlişkilerinde Yeni Perde ve Türkiye’nin Çıkış Yolu

Geçtiğimiz hafta Amerikalı sözde rahip Brunson’un salıverilmesi konusunda Türkiye ile ABD arasında büyük çaplı bir kriz patlak vermiş, bunun neticesinde ABD Brunson’ın salıverilmemesi halinde yaptırım uygulamaya başlayacağı tehdidinde bulunmuştu. O yaptırımlar bu hafta birer birer ortaya çıkmaya başladı.

ABD ilk olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile Adalet Bakanı Abdülhamid Gül’ü hedef tahtasına oturturken; ilgili Bakanların ABD’deki mülkiyetlerinin bloke edileceği ve ABD’li kişi ve kurumların iki Bakanla iş yapmasının engelleneceği ilan edildi.

Her ne kadar bu yaptırımlar makro ölçüde yaptırımlar olmasa da; ABD açıkça Türkiye’yi sözde rahip Brunson konusunda boyun eğdirmeye çalıştığı ortada. ABD ya da ABD’deki güçlü Evanjelist ve Siyonist ittifak sadece bazı konularda Türkiye’yi değil, ticaret savaşında Çin’i, ekonomik yaptırım ve cezalarla Almanya’yı da hizaya getirmeye uğraşıyor. Yani bu sadece Türkiye’ye yönelik bir tavır değil. Ancak bizi bu gerilimin nerelere gideceği yakından ilgilendiriyor.

ABD sömürgeci bir zihniyetle hareket ediyor. Bağımsız olmaya, ABD karşısında güçlü durmaya, siyasal, askeri ve ekonomik olarak kendi kararlarını Washington’dan izinsiz vermeye kalkanları cezalandırmaya niyetleniyor. Her ne kadar ABD sömürgeci zihniyetli bir devlet olsa da; Türkiye “içişlerine ve hukuk sistemine” müdahale edilebilecek bir sömürge devlet değil, ABD’nin her şeyden önce haddini bilmesi gerekiyor.

Açık bir gerçek var ki; ABD yönetiminde güçlü bir pozisyona sahip Evanjelist – Siyonist blok Türkiye’ye özellikle de Erdoğan yönetimine ciddi bir cephe açmış durumda. Diplomatik kanallarla bu krizin derinleşmesi ne kadar engellenebilir süreç gösterecek ancak bu bloğun gerçek niyetlerinin doğru analiz edilmesi şart.

Bu blok; Erdoğan yönetimini koşulsuz şartsız devirmek mi istiyor? Yoksa Çin ve Almanya örneklerinde hatta Suudi Arabistan’da olduğu gibi ekonomik hamlelerle cezalandırıp boyun eğdirmek mi istiyor? Türkiye’nin bu noktada ciddi bir niyet okumasına ihtiyacı var. Bu okumaya göre de Türkiye; ABD’nin olası diğer hamlelerine yönelik kısa, orta ve uzun vadeli stratejiler ve planlar hazırlayarak, önlemler almalıdır.

Şüphe yok ki özellikle dış politikada eskisi gibi yönü sadece ABD ve AB ekseni olan bir Türkiye yok. Hal böyle olunca da; Türkiye’nin başta Balkanlar, Orta Doğu ve Afrika’nın yanı sıra Rusya ve Çin ile olan bağımsız ilişkileri ABD’yi rahatsız ediyor. Ülkesel ve bölgesel bu ilişkilerin yanı sıra Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS ve ASEAN ile de derinleştirdiği ilişki ağı ve olası üyelik gündemleri ABD’nin sinir harbini oldukça yükseltiyor.

Türkiye’nin olası Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS üyelikleri özellikle siyasi ve ekonomik olarak elini hem küresel anlamda hem de ABD ve AB’ye karşı çok güçlendirecek. Türkiye AB’nin kapısında bekleyen bir ülke konumundan, AB olmasada olur diyen bir devlet pozisyonuna yükselecek. Diğer yandan ABD’ye karşı ise askeri, siyasi ve ekonomik anlamda bağımlılığını büyük oranda azaltarak, özelikle dış politikada kendi menfaatlerini derinden ilgilendiren küresel ve bölgesel konularda ABD’den bağımsız kararlar alabilme potansiyelini de arttıracak.

Her geçiş dönemleri sancılı olduğu gibi bu süreçte oldukça sancılı olabilir. Özellikle ekonomik olarak BRICS destekli sermayenin Türkiye’ye girişi geciktikçe Türkiye’nin ABD karşısındaki ekonomik direnci daha da kırılacaktır. Malum doların hali ortadayken Türkiye’nin bir yandan ABD ile olan ilişkilerini diplomatik yollarla normalleştirmeye çalışıp, diğer yandan ekonomik önlem ve düzenleyici hamlelerini hayata geçirmesi gerekiyor.

ABD’nin olası yeni hamleleri ne olur bilinmez ama Türkiye’nin çok yönlü dış politika ile ekonomik ağını çeşitlendirme çabasından vazgeçmemesi elzem. Türkiye eğer küresel bir aktör olmak istiyorsa, tüm bedelleri göze alıp yoluna devam etmeli. Bu nedenle Türkiye;

  • Başta Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS ve ASEAN gibi uluslararası örgütlerle ilişkilerini derinleştirmeli,
  • AB ya da NATO’ya bir alternatif ya da onlardan vazgeçirecek bir şans olarak da görmemeli,
  • Küresel siyasi, askeri ve ekonomik fırsatları kovalayarak bu üç eksende küresel etkisini arttırmalı,
  • Balkanlar, Orta Doğu, Afrika, Orta Asya, Güney Amerika gibi bölgelerde siyasi, askeri ve ekonomik ittifak arayışını sürdürmeli hatta yeni işbirliklerinin kurulmasına öncülük etmelidir.

Erdem EREN

Yayın Tarihi: 3.8.2018

Kaynak: https://www.sirhaber.com/turk-amerikan-iliskilerinde-yeni-perde-ve-turkiye-nin-cikis-yolu

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir