Türkiye’de Muhalefet Dramı

Değerli dostlar,

Sözlerime Hocalı’da Rus destekli Ermeni kuvvetlerince vahşice katledilen Azeri Türk’ü şehit kardeşlerimize rahmet okuyarak başlamak istiyorum. Mekânları cennet olsun. 1992 yılında 25 ve 26 Şubat’ta 106’sı kadın, 83’ü çocuk 613 masum Müslüman kardeşimiz, Ermeni ve Rus destek kuvvetleri tarafından vahşice katledildi. Hocalı soykırımının yıl dönümünde bizde ruhlarına Fatiha ve rahmet okuyor, kardeşimiz Azerbaycan halkı ve devletine baş sağlığı diliyoruz.

Türk siyasal hayatı, tarihin beklide en kötü dönemlerinden birini yaşıyor. Hem iç siyasette hem de dış siyasette devletimizin kritik bir dönemden geçtiği malum. Devletimizin ordusu ve polisi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terör örgütü mensuplarıyla sokak sokak çatışıyor. Diğer bir yandan ülkemiz, başta metropollerimiz olmak üzere yoğun bir terör eylemi tehdidi altında. Hal böyleyken millet olarak; sokaktaki vatandaştan tutunda meclisteki vekillerimiz dâhil olmak kenetlenmemiz ve dik durmamız gereken bir dönemde, iç siyasette büyük bir kutuplaşmayı yaşıyoruz. Aynı şekilde Türkiye, dış politikada uluslar arası oyun ve kumpaslarla çevrelenmeye ve etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Türkiye’nin hem iç siyasette hem de dış siyasette karşılaştığı bu buhrandan çıkması milli menfaatler bakımından oldukça önemlidir. Milli menfaatler toplumun ve siyasetin her kesimini ilgilendirmelidir. Toplum, siyasetçileriyle birlikte her alanda birlik olup milli menfaatler doğrultusunda mücadele etmelidir. Ancak ülkemizde durum ne yazık ki böyle değil.

Cumhuriyet Halk Partisi, Deniz Baykal döneminde devletçi bir çizgi izlemesinin yanında elbette hükümet karşıtıydı. Ancak Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kaset senaryosuyla” CHP’nin başına geçirilmesi sonrasında parti adeta devlet karşıtı bir eksende faaliyet göstermeye başladı. Hükümet ve devlete karşı her türlü eyleme doğrudan ya da dolaylı destek veren bir CHP ile karşı karşıyayız. Gezi olaylarında kendi devletine zarar verildiğini bile umursamayan CHP, hükümet devrilsin diye elinden geleni yaptı. Türkiye maddi ve manevi birçok zarar uğradı. Aynı CHP, Çözüm Süreci’nde HDP ile görüşüyor diye vatan hainliğiyle suçladığı AK Parti’yi devirmek için emanet oylarını baraj atlaması ve “hükümeti beraber iyi sallamak” için HDP’ye gönderdi. Hatta öyle ki, PKK’lı teröristler ile Kılıçdaroğlu “arkadaş” bile oldular. Şimdi CHP, Artvin Cerattepe olaylarını provoke ederek Gezi ruhunu diriltmeye çalışıyor. Darbe dönemlerinde uslu kalarak iktidarı ele geçiren CHP, kaos yaratarak neye alt yapı hazırlamaya çalışıyor sormak lazım. Grup toplantısında Türkmen kardeşlerimize hakaret edercesine “Ne Bayır Kaldı, Ne Bucak” diyen Kılıçdaroğlu’na söylemek gerek ki, Cumhuriyet Halk Partisi’nin; “Ne Cumhuriyetçiliği Kaldı, Ne Halkçılığı.[1]

Milliyetçi Hareket Partisi, AK Parti hükümetine “Çözüm Süreci ve Terörle Mücadele’de” en sert eleştirileri yapan parti oldu. Hükümeti, devleti bölmekle suçladı ancak hükümetin en kritik dönemlerinde hep yanında oldu. Başörtüsü sorununun kalkmasında, Cumhurbaşkanlığı seçimi krizinde, terörle mücadelenin askeri yöntemlerle çözülmesinde ve Suriye’de ki Türkmenlere yardım konusu ve Suriye’de ki tehditlerle mücadele de MHP hep hükümete destek verdi. Bu dönemlerde MHP, öne sürdüğü milli-muhafazakâr söylemlere uygun hareket etti. Ancak onlarda ülkenin en kritik dönemlerinin birinde, koltuk derdine düştüler. Devlet Bahçeli ne olursa olsun koltuğunu bırakmamanın telaşında. Bahçeli muhalefeti ise devlet ve millet menfaatlerinin son derece önemli olduğu bu dönemde parti liderliğini ele geçirme telaşına düştüler. Allah akıl fikir versin. MHP’de kan değişimi gerekiyor ya da gerekmiyor söz konusu bu değil ancak CHP ve HDP’ye oranla dönem dönem daha devletçi bir çizgi izleyen MHP’nin böyle bir durumda çatırdaması oldukça dramatiktir. Bahçeli elbette bir gün siyasi ömrünü tamamlayacaktır. Sevilir ya da sevilmez. Umarız ki MHP’de ki yeni yapı da, CHP gibi devletçi çizgiden devlet karşıtı çizgiye geçiş yapmaz. Bekleyip göreceğiz.

Yüreğinde milli duygular taşıyan birçok vatandaşımız eminim ki Halkların Demokratik Partisi milletvekillerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısında bulunmasını bir türlü hazmedemiyor. Kürt siyasal hareketinin ve Kürt kardeşlerimizin bu milletin meclisinde temsil edilmesi gerektiğini ve bir partilerinin olması gerektiğini yıllardır savundum ve savunmaya devam edeceğim. Ama bu parti asla bu milletin evlatlarının katili PKK’nın kravatlı siyasetçileri HDP ve onun vekilleri olamaz. HDP ve onun siyasi selefleri, hiçbir zaman gerçek Kürt siyasal hareketinin ve Kürt kardeşlerimin temsilcisi değillerdi, olmamalılar da. Boynunda haç taşıyanlar ve haça hizmet edenler hiç Selahaddin Eyyübi’nin torunlarının ve Said-i Nursi’nin hemşerilerinin temsilcisi olabilirler mi? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan önceki gün HDP milletvekilleri hakkında hazırlanan fezlekelerin çürümemesi gerektiğini söyledi. Ben de katılıyorum. HDP vekillerinin büyük bir çoğunluğu yargılanmalı ve cezalandırılmalı, gerekirse HDP kapatılmalıdır. Ancak hem devlet hem de hükümet, Kürt kardeşlerimizin gerçek temsilcisi olacak ve onların dertleriyle dertlenecek yeni bir oluşumun inşasının öncüsü olmalıdırlar. HDP’li vekiller bilmelidir ki, canlarına kastettikleri bu millet; Selahaddin Eyyübi kadar Kürt, Fatih Sultan Mehmet kadar Türk’tür.

Allah’a emanet olun…


[1] Sözün sahibi Ahmet Pekiyi’dir.

Yayın Tarihi: 26.02.2016

Kaynak: http://genclerinsesi.com/yazarlar/erdem-eren/turkiye-de-muhalefet-drami/416/

0 cevaplar

Cevapla

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir